14 Yaşındaki Oğlum Kanser Hastası Arkadaşı

Erkin'in yüzündeki gerginlik yavaşça dağıldı. "Yarısını yaptım. Ama son soruyu anlayamadım." "Göster bakalım." İkisi defterin üzerine eğildiğinde İhsan Bey'le birbirimize baktık. Uzun zamandır ilk kez yüzünde rahatlamış bir ifade gördüm. Öykü'nün annesi mutfaktan çay getirdi. Sohbet ederken tedavinin sürdüğünü, bazı günlerin diğerlerinden zor geçtiğini anlattı. Doktorların süreci dikkatle izlediğini, henüz kesin bir sonuç söylemenin mümkün olmadığını belirtti. Kimse kolay bir iyileşme sözü vermedi. İhtiyaçları olduğunda yakın çevrelerinden destek aldıklarını, bunun kendilerine yeterli geldiğini söyledi. Bir süre sonra çocukların sesini duyduk. Matematik sorusu yüzünden tartışıyor, ardından gülüşüyorlardı. O ses, günlerdir içimde biriken ağırlığı hafifletti. Aylar geçti. Öykü tedavisi nedeniyle zaman zaman okula gelemedi. Erkin ona ders notlarını gönderdi. Ama artık önce soruyordu. Bazen Öykü konuşmak istemediğinde bekliyordu. Bazen birlikte çevrim içi oyun oynuyor, bazen yalnızca sıradan okul dedikodularından bahsediyorlardı. Bir gün Öykü peruğunu takmadan görüntülü konuşmaya katıldı. Erkin hiçbir şaşkınlık göstermeden elindeki kitabı kameraya tuttu."Bak, sonunda senin önerdiğin romanı bitirdim." Öykü kahkaha attı. "Üç haftada mı? Ben iki günde bitirmiştim!" Kapının önünden geçerken onları duydum. Oğlumun ne kadar değiştiğini düşündüm. Saçlarını uzattığı aylarda büyüdüğünü sanmıştım. Oysa asıl büyümesi, iyi niyetin tek başına yeterli olmadığını öğrendiği gün başlamıştı. Öğretim yılının sonunda okulda küçük bir sınıf etkinliği düzenlendi. Öykü sağlık durumunun elverdiği bir gün ailesiyle birlikte kısa süreliğine katıldı. İkisi arkadaşlarıyla fotoğraf çektirdi. Fotoğraflar yalnızca ailelere gönderildi; kimse izinsiz paylaşmadı. Eve dönerken Erkin bana, "Anne, bugün Öykü çok mutluydu," dedi. "Sen de öyle görünüyordun." Bir an sustu. "Eskiden onu mutlu etmek için büyük bir şey yapmam gerektiğini sanıyordum. Şimdi bazen sadece yanında olmamın yeterli olduğunu biliyorum." Elimi uzatıp kısa saçlarını karıştırdım. Gülerek başını kaçırdı. O gün anladım ki oğlumun yaptığı en güzel şey, saçlarını bağışlamak değildi. Elbette bu büyük bir sevgiydi. Ama daha değerli olan, hatasını kabul edip arkadaşının sınırlarına saygı duymayı öğrenmesiydi. Çünkü gerçek dostluk, sevdiğimiz insanın hayatını onun yerine yönetmek değil, ihtiyaç duyduğu anda yanında durabilmektir.