18 yaşındaki oğlum bir trafik kazasında ölümden döndü ama araçtaki kadının kim olduğu gerçeğine hazır değildim
Bunu öğrendiğimde her şey için çok geçti. Murat bana yalan söylemişti; bekar olduğunu, Selen’le hiçbir bağı kalmadığını anlatmıştı. Gerçeği öğrendiğimde ondan nefret ettim ama Selen’in gözlerine bakacak cesareti de kendimde bulamadım. Ona gerçeği söylemek için gittiğim gün, kapıyı yüzüme bile kapatmamıştı. Sadece uzun uzun bakmış, sonra tek bir cümle kurmuştu: “Bir gün bu gerçeğin senden çıkıp sana geri döneceğini unutma, Zeynep.” Sonra gitmişti. Şehri terk etmiş, herkesten kopmuş, izini kaybettirmişti. Murat da ortadan yok olmuştu. Ben ise kucağımda Emir’le yapayalnız kalmıştım. Şimdi, yıllar sonra, oğlum o kadını bana getirmek isterken ölümün kıyısına gelmişti. Bu nasıl olmuştu? Emir onu nerede bulmuştu? Neden bulmuştu? Sorular beynimde dönüp dururken ameliyathane kapısı açıldı. Doktorlardan biri çıktı. Yüzündeki yorgun ifade bana bakınca biraz yumuşadı. “Yakını mısınız?” “Annesiyim,” dedim. Sesim bana ait değil gibiydi. “Ameliyat iyi geçti. Durumu kritik ama şimdilik tehlikeyi atlattı. Kısa süre içinde görebilirsiniz.” Bacaklarımın bağı çözüldü. Dudaklarımdan bir şükür döküldü. Tam o sırada hemşirelerden biri aceleyle bana yaklaştı. “Diğer hasta kısa süreli tepki verdi,” dedi. “Bilinci tam açık değil ama bir isim söyledi.” Kalbim hızlandı. “Ne dedi?” “Emir.” Gözlerimi kapattım. Demek ki Emir’le tesadüfen karşılaşmamıştı. Demek ki birbirlerini tanıyorlardı. Birkaç dakika sonra beni Emir’in odasına aldılar. Yüzü solgundu, alnında bandaj vardı, dudakları kurumuştu ama gözleri açıktı. Beni görünce çok hafif gülümsedi. “Bekledin mi?” dedi zorlanarak. O an ağlamakla ona sarılmak arasında kaldım. Yatağın yanına oturup elini tuttum. “Beni öldürüyordun az kalsın,” dedim, sesim titreyerek. “Özür dilerim anne.” “Kim o kadın?” diye sordum. Soruyu sormaktan korkuyordum ama daha fazla susamazdım. Emir gözlerini tavana dikti. Uzun bir nefes aldı. Sonra bana baktı. “Senin geçmişin.” Bu iki kelime, bütün hastane gürültüsünden daha sert çarptı bana. “Elindeki madalyonu gördün mü?” diye sordu. Başımı salladım. “Ben o madalyonu daha önce de görmüştüm.” Nasıl yani der gibi baktım. Emir dudaklarını ıslattı.