18 yaşındayken annemle babam

18 Yaşında Evden Kovuldum; Yirmi Yıl Sonra Kapıyı Açan Kız Her Şeyi Değiştirdi.“Sen onların kızı mısın?” İrem’in bu sorusuna cevap vermeden önce annemle babama baktım. Hatice gözlerini kaçırdı. Erol ise kapının kolunu öyle sıkıyordu ki parmaklarının eklemleri bembeyaz olmuştu. “Evet,” dedim. “Ve yirmi yıl önce, hamile olduğum için beni bu evden kovdular.” İrem bir adım geriledi.“Bu mümkün değil. Anneannem bana senin…” Sözünü bitiremedi. Hatice koluna yapıştı. “İrem, odana çık.” “Hayır,” dedi genç kadın. “Ben artık çocuk değilim. Bu kadın kim?” “Ben Figen,” dedim. “Annen kim, söyleyebilir misin?” “Melda Yalçın. Dört yıl önce öldü.” Nefesim kesildi. Melda benim ablamdı. Onun öldüğünü, cenazesinin bile benden saklandığını şimdi öğreniyordum. “Melda benim ablam,” diyebildim. “Sen de onun kızısın, öyle mi?” “Bana annemin bir kardeşi olduğunu hiç söylemediniz,” dedi İrem. Sonra bakışları salondaki aile fotoğraflarına kaydı.“Geçen yıl eski bir fotoğraf bulmuştum. Annemle aynı okul üniformasını giymiş bir kız vardı. Anneanneme sordum. ‘Uzak bir akraba’ dedi. O kız sen miydin?” “Büyük ihtimalle,” diye fısıldadım. “Ablam saçlarımı örerdi. Ben de onun peşinden ayrılmazdım.” Hatice başını eğdi. O an yalnızca çocuğumun değil, ablamla geçirebileceğim son yirmi yılın da benden alındığını hissettim. Babam araya girdi. “Bu ailenin geçmişi seni ilgilendirmez, Figen. Çık git.” Tam geri dönecektim ki İrem saçlarını kulağının arkasına attı. Sol kulağının altında küçük, hilal biçiminde kırmızı bir iz gördüm. Dizlerimin bağı çözüldü. Kızım doğduğunda doktor, o doğum lekesinin zararsız olduğunu söylemişti. Kuvözün camından onu yalnızca birkaç dakika görebilmiştim. Ama o küçücük işareti hiç unutmamıştım.“Doğum günün ne zaman?” diye sordum. İrem şaşkınlıkla cevap verdi. Tarih, kızımın doğduğu gündü. “Neden soruyorsun?” Çantamdan sararmış hastane evrakını çıkardım. “Çünkü o gün benim de bir kızım doğdu. Bana öldüğünü söylediler.” Hatice duvara yaslandı. Babam kâğıdı elimden almaya kalkınca geri çekildim. “Dokunma! Yirmi yıl boyunca yalan söylediniz. Şimdi gerçekleri öğreneceğim.” İrem’in yüzünde önce inanmazlık, ardından korku belirdi.“Anneanne,” diye fısıldadı. “Ne demek istiyor?” Annem cevap vermedi. Babam ise dişlerinin arasından konuştu: “Melda onu büyüttü. Gerçek annesi Melda’dır. Konu kapanmıştır.” Bir anda yıllarca zihnimde taşıdığım bütün karanlık parçalar yerlerine oturmaya başladı. “Demek yaşıyor,” dedim. “Bebeğim yaşıyor.” Babamın bana baktığı o anı asla unutmayacağım. Yüzünde pişmanlık yoktu. Yalnızca yakalanmış olmanın öfkesi vardı. İrem kapıyı tamamen açtı. “İçeri gir, Figen. Bu konuşmayı herkesin önünde yapacağız.”Salona girdiğimde evin kokusu bile değişmemişti. Annemin işlemeli masa örtüsü, babamın koltuğu, koridordaki eski saat… Yalnızca duvardaki aile fotoğraflarında benim yerim yoktu. İrem masaya bir fotoğraf albümü bıraktı. “Annemin doğumdan sonraki fotoğrafları neden yok?” diye sordu. “Ne zaman sorsam hastanede çekilmediklerini söylediniz.” Hatice ağlamaya başladı. “Biz yalnızca aileyi korumaya çalıştık.” “Kimden?” diye bağırdım. “On sekiz yaşındaki kızınızdan mı, yoksa kendi torununuzdan mı?” Annem ellerini yüzünden indirdi. “Melda yıllardır anne olmak istiyordu. Senin ise okulun, bütün hayatın önündeydi. Bebeğin erken doğunca doktorlar durumunun ağır olduğunu söyledi. Biz de…” “Biz de ne?”“Seni daha fazla üzmemek için öldüğünü söyledik.”