18 yıllık komşum Selma Ben kimsesiz dul bir kadınım

18 yıllık komşum Selma “Ben kimsesiz dul bir kadınım” diyerek her gün soframa oturmuştu; onun vefatından sonra evini temizlerken yatağının altından çıkan o mektuplar, kocamın yıllarca beni kiminle aldattığını en acı şekilde kanıtladı.

On sekiz yıl… Dile kolay, bir ömrün neredeyse çeyreği. Selma ile aramızdaki bağ, komşuluktan öte bir kader ortaklığı gibiydi. Kapı eşiğinde ayaküstü başlayan sohbetlerimiz, zamanla her akşam soframda tüten dumanın sıcaklığına karışmıştı. Kocam Vedat, başlarda “Yine mi Selma?” diye hafifçe takılsa da, sonra o da alışmıştı bu sessiz, hüzünlü kadının varlığına. Selma, mahallenin o boynu bükük, “kimsesiz dul kadını”ydı. Siyah başörtüsünün altından bakan yaşlı gözleri, hep yarım kalmış bir hikâyeyi anlatır gibiydi.

Onun ölümü de sessiz oldu. Bir sabah kapısı açılmayınca anladık; yatağında, sanki uykusunda bir rüyaya dalmış gibi veda etmişti dünyaya. Kimsesi yoktu, en azından biz öyle biliyorduk. Vedat, “Zavallı kadın, bari son görevimizi yapalım,” diyerek defin işlemlerini koştururken, ben de on sekiz yıldır her gün içine girdiğim o küçük evi toparlamaya karar verdim. Evi temizlemek, bir bakıma Selma’nın anısını temiz tutmaktı benim için.