80 yaşındaki annem, eski bir arkadaşını ziyaret etmek için evden ayrıldı

Fotoğraf makinesini mutfak masasına bıraktım. Son karede gördüğüm binayı tanıyordum. Şehrin dışında, eski tren hattının yakınında bulunan Çınar Konukevi'ydi. Babamın ölümünden sonra annemle birlikte birkaç kez önünden geçmiş, annem her seferinde o binaya uzun uzun bakmıştı. Fakat fotoğrafta beni asıl ürküten bina değildi. Giriş kapısının yanında duran sedyeydi. Üzerinde yüzü seçilmeyen yaşlı bir kadın yatıyordu. Sedye görevliler tarafından bir ambulansa taşınıyordu. Ekranı yeniden açıp diğer üç fotoğrafa baktım. İlkinde annemle Feraye gençlik yıllarında bir okul bahçesindeydi. İkincisinde aynı iki kadın, yıllar sonra çekilmiş belli ki daha yeni bir fotoğrafta, küçük bir bahçede yan yana oturuyordu. Üçüncüsünde üzerinde Çınar Konukevi yazan kapının önünde annem, Feraye ve tanımadığım yaşlı bir adam vardı.Son fotoğraf ise yalnızca iki gün önce çekilmişti. Annem orada ne yapmıştı? Sedye üzerindeki kadın kimdi? Üstelik neden bana başka bir hikâye anlatmıştı? Hızla ayakkabılarımı giydim. Tam kapıyı açacakken arkamdan bir ses yükseldi."Tomris, nereye gidiyorsun?" Annem uyanmıştı. Koltuğun yanında ayakta duruyor, duvardan destek alıyordu. Yüzü solgundu."Anne, bu fotoğrafları gördüm. Artık bana ne olduğunu anlatmalısın." Bir şey söylemeye çalıştı ama dudakları titredi. Sonra gözlerini kapatıp dengesini kaybetti. Onu son anda tutabildim. Arabayı çalıştırmak yerine hemen 112'yi aradım. Ambulans geldiğinde annem hâlâ bilinci açık olmasına rağmen oldukça güçsüzdü. Hastanede doktorlar sıvı kaybı, düşük tansiyon ve beslenme yetersizliği belirtileri saptadı. Kan tahlilleri yapıldı, kalp ritmi izlendi ve damar yolundan sıvı desteği verildi.Doktor, "Bu yaşta kısa sürede belirgin bir değişiklik olması önemlidir. Nedenini araştırmadan yalnızca mide rahatsızlığı diyemeyiz," dedi. Annemin istasyonda yarı yarıya küçülmüş gibi görünmesi gerçekte kilosunun yarısını kaybettiği anlamına gelmiyordu. Üzerine bol gelen kıyafetleri, çökmüş yüzü ve bitkinliği beni korkutmuştu. Hastanedeki ilk ölçümler, bir haftada aşırı derecede kilo kaybettiği yönündeki izlenimimin abartılı olduğunu gösterdi. Yine de durumu ciddiydi. Öğleden sonra kendisini biraz toparladığında yatağının kenarına oturdum. "Anne, artık gerçeği bilmek istiyorum." Gözleri doldu. "Feraye'nin yaşadığını öğrendiğimde sana söylemeliydim." "Ne demek bu?" "Yıllardır birbirimizi arıyorduk. Sonunda geçen ay bana mektup gönderdi. Çınar Konukevi'ne taşınmış. Orada kalıyormuş." "Peki bana verdiğin telefon numarası?" Annem mahcup bir ifadeyle gözlerini kaçırdı. "Eski adres defterimdeki numarayı yazmışım. Feraye'nin yeni mektubundaki numarayı yanımda götürmüştüm. Sana verdiğimin yanlış olduğunu fark etmedim."Böylece telefonu açan adamın söyledikleri anlam kazanmaya başladı. Feraye sekiz yıl önce eski evinden taşınmıştı. Telefon numarası da artık başkasına aitti."Peki konukevinde ne oldu?" Annem yorganın kenarını parmaklarıyla düzeltti. "İlk iki gün çok güzeldi. Eski günlerden konuştuk. Bahçede oturduk. Feraye bana yıllardır sakladığı fotoğrafları gösterdi. Sonra üçüncü gece fenalaştı." Sesindeki titreme giderek arttı. "Önce nefes almakta zorlandı. Görevliler ambulans çağırdı. Hastaneye kaldırıldı. Ben de peşinden gittim." "O yüzden mi kendi dönüş biletini kullanmadın?" Başını salladı. "Aslında yolculuğumun dördüncü günü için de dönüş bileti almıştım. İlk biletim o tariheydi. Feraye iyi hissederse ziyareti uzatmak, yorulursa erken dönmek istemiştim. Ama hastalanınca o trenle dönemedim. Üç gün daha yanında kaldım. Sonra yedinci gün yeni bilet alıp eve geldim." O anda koltuğun yanındaki eski biletin sırrı da çözüldü. Annem erken dönüş için aldığı bileti kullanamamış, bütün planları arkadaşının hastalığı yüzünden değişmişti. "Peki beni neden aramadın?"