9 YAŞINDAKİ KIZIM EVİMİZDEN BENİ ARAYIP FISILDADI

Ama birkaç dakika önce mutfak zemininde gördüğüm kızımı düşündüğümde evliliğimizin ihaneti ikinci plana düştü. “Benden gitmek istiyorsan gidebilirdin,” dedim. “Ama çocuklarımızı bunun bedelini ödemeye zorlayamazdın.” “Onları bırakmak istemedim.” “Bıraktın.” Bu iki kelime odanın içinde ağır bir şekilde kaldı. Neslihan ağlamaya başladı. “Yanlış yaptım.” “Eylülce bugün kendisini kötü bir abla sandı.” Başını kaldırdı. “Ne?” “Ben eve geldiğimde benden özür diledi. Bora’yı daha fazla taşıyamadığı için.” Neslihan’ın yüzü değişti. İlk kez gerçekten ne yaptığını anlamış gibiydi. O gece kavga etmedik. Bağırmadık. Çünkü bazen insanın verebileceği en ağır cevap sessizliktir. Çocukları yanıma aldım ve annemin evine gittim. Ertesi sabah bir avukatla görüştüm. Telefonun fotoğraflarını, mesajları ve o gün yaşananları anlattım. Neslihan birkaç gün sonra aradı. Çocukları görmek istediğini söyledi. Engel olmadım. Çünkü ne kadar kızgın olursam olayım, çocuklarımın annesini hayatlarından silmeye çalışmak istemiyordum. Ama bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Neslihan terapiye başladı. Rasim’le bütün bağlarını kesti ve arsa satışını iptal etti. Biz ise aylar boyunca ayrı yaşadık. Bir gün Eylülce’yi okuldan alırken bana beklemediğim bir soru sordu. “Baba, annem bizi bıraktığı için mi ayrıldınız?” Arabayı kenara çektim. Ona döndüm. “Hayır kızım.” “Ama o gün…” “Elbette o gün önemliydi. Ama büyüklerin yaptığı yanlışların yükünü çocuklar taşımamalı.” Eylülce sessiz kaldı. Sonra sordu: “Ben Bora’ya iyi baktım mı?” O soruyu duyunca boğazım düğümlendi. Elini tuttum. “Sen Bora’ya bir çocuğun yapabileceğinden çok daha fazlasını yaptın. Ama bunu yapmak senin görevin değildi.” Gözleri doldu. “Ben onun ablasıyım.” “Evet. Ablasısın. Annesi değilsin.” Birkaç ay sonra mahkeme süreci tamamlandı. Neslihan’la boşandık. Çocukların hayatında olmaya devam etti ve zamanla yaptığının sorumluluğunu gerçekten kabul etmeye başladı. Ben ise o gizli telefonu uzun süre sakladım. Sonra bir gün çekmeceyi açıp ona baktım. O küçük cihaz bir zamanlar ailemi parçalayan şey gibi görünüyordu. Ama aslında ailemizi parçalayan telefon değildi. Söylenmeyenlerdi. Saklananlardı. Ve bir çocuğun omuzlarına yüklenen, ona ait olmayan sorumluluklardı. Telefonu kapattım ve geri dönüşüme verdim. O akşam Eylülce salonda yerde oturmuş Bora’yla oyuncak arabalarla oynuyordu. Bora artık yürümeye başlamıştı. Bir ara dengesini kaybedip ablasının üzerine düştü. Eylülce kahkaha attı. “Baba! Bora yine beni ezdi!” Mutfaktan onlara baktım. Bu kez kızım kardeşini taşımıyordu. Sadece onunla oynuyordu. Olması gerektiği gibi. Ve o anda anladım ki aile olmak, aynı evde yaşamaktan ibaret değildi. Aile olmak, birbirinin yükünü paylaşmaktı. Ama en önemlisi, çocukların omuzlarına yetişkinlerin yükünü bırakmamaktı. Çünkü bazı çocuklar size yardım etmek için güçlerinin sonuna kadar dayanırlar. Ve onları gerçekten seviyorsanız, yapmanız gereken onların ne kadar güçlü olduğunu görmek değil… Artık güçlü olmak zorunda olmadıklarını hissettirmektir.