Ardından gelen sessizlik, restoranın kendisinden daha büyük hissettirdi. Mutfaktan gelen gürültüler bile, sanki bina bir sonraki adımı duymak istiyormuş gibi geri çekildi.
Babamın gülümsemesi önce sarsıldı; çünkü onun gibi adamlar, netlikten önce öfke beklerler. Öfke görmezden gelinebilir. Netlik ise gelinemez.
“Otur yerine Selin,” dedi.
“Hayır.”
Garson yanımda donup kalmıştı, elinde kart cihazıyla bir çıkış yolu arar gibi yüzlere bakıyordu. Reyhan kısa, tuhaf bir kahkaha attı. “Aman Allah’ım, bu kadar dramatik olma.”
Ona döndüm. “Kızlarım burada aç değillermiş gibi yapıp otururken sen oğulların için üç tam porsiyon paket yaptırdın. Ve sen bana mı dramatik diyorsun?”
Mert arkasına yaslandı; insanların, senin hakkındaki tüm kötü yargılarını doğrulayacak bir sinir krizi beklerken takındıkları o kibirli ifadeyle bakıyordu. “Kimse senin sipariş vermeni engellemedi.”
“Hayır,” dedim. “Siz sadece bu masada hangi çocukların değerli olduğunu çok net bir şekilde gösterdiniz.”
Bu söz beklediğimden daha ağır bir etki yarattı. Annem hemen başını öne eğdi. Nihat bütün akşam boyunca ilk kez telefonunu masaya ters bıraktı. Şule halam, sanki yıllardır bir başkasının söyleyemediği şeyi söylemesini bekliyormuş gibi gözlerini kapattı.
Babamın sesi keskinleşti. “Bunu bir suçlamaya dönüştürme. Kimse sana burada bedava yemek borçlu değil.”
Ona onlarca şekilde cevap verebilirdim. Reyhan’ın kocasının muayenehanesi tadilattayken üç yıl önce babamın onlara yüklü bir çek verip buna “can suyu” dediğini hatırlatabilirdim. Evliliğim çöktüğünde garajında iki kutu saklamak için yer istediğimde altı ay boyunca şikayet ettiğini hatırlatabilirdim. Reyhan’ın oğullarına her bayramda bisikletler alınırken, kızlarıma “kızlar küçük şeyleri sever” diyerek basit boyama setleri verildiğini listeleyebilirdim.
Ama aşağılanma zaten yeterince konuşmuştu. Ben gerçekleri seçtim.
“Haklısın,” dedim. “Kimse bana yemek borçlu değil. Ama bazı torunları aç otururken diğerlerinin eve paket servis götürmesini izleyen dede ve nineler bir seçim yapıyor demektir. Ve ben nihayet bu seçime dikkat ediyorum.”
Elif’in parmakları kazağımın arkasını buldu. Lale de ayağa kalktı, yanıma sokuldu. Ellerimi her ikisinin üzerine koydum ve ne kadar küçük olduklarını hissettim.
Babam sandalyesini geri itti. “Kendi hayatını yönetemeyen bir kadından toplum içinde ders alacak değilim.”
İşte yine o cümle; beni yıkmak istediğinde her zaman kullandığı o silah: Elinden gelenin en iyisini yapan bir anne değil, ihanetten sonra yeniden ayağa kalkmaya çalışan çalışan bir kadın değil; acısı yetersizliğinin kanıtı olan başarısız bir yetişkin.
Normalde bu cümle canımı yakardı. Bu kez her şeyi netleştirdi.
“Hayatımı yönetiyorum,” dedim sakince. “Yönetmediğim tek şey artık saygısızlık.”
Reyhan gözlerini devirdi. “Yani şimdi babam bir şaka yaptı diye fırtına gibi çıkıp gidiyor musun?”
“Hayır,” dedi masanın diğer ucundan yeni bir ses.
Hepimiz döndük. Annemdi. Leyla Hanım ömrünün çoğunu alçak sesle konuşarak, sürekli özür dileyerek ve güçlü kişiliklerin odayı kontrol etmesine izin vererek geçirmişti. Ama şimdi dik oturuyordu, peçetesi dizinde katlıydı ve babama çocukluğumdan beri görmediğim bir ifadeyle bakıyordu.
“Gidiyor,” dedi annem, “çünkü sen onun kızlarını aşağıladın.”
Babam gerçekten şaşırmış görünüyordu. “Leyla—”
“Hayır.” Sesi bir an titredi, sonra sabitlendi. “Bu sefer değil.”
Bütün masa donup kaldı.
Annem garsona döndü. “Lütfen iki çocuk porsiyonu makarna paketleyin. Benim kartımdan çekin.”
Babam inanmayan bir kahkaha attı. “Bu saçmalığı şımartmana gerek yok.”
Annem ayağa kalktı. Görünmez olmaya çalışmayı bıraktığında ne kadar uzun boylu olduğunu unutmuşum. “Bu saçmalık değil Rüstem,” dedi. “Bu senin yıllardır yaptığın şey. Reyhan cömertlik görür, Selin ise yargılanır. Kızları kırıntılarla yetinirken sen buna karakter eğitimi dersin.”
Reyhan’ın yüzü kızardı. “Anne, bu hiç adil değil.”
Annem ona da baktı. “Evet, değil.”
Mert mırıldandı: “Bu iş iyice saçmalaştı.”
Ben cevap vermeden Şule halam konuştu. “Hayır Mert. Saçma olan, iki küçük kızın sizin çocukların eve yemek götürmesini izleyip beklemelerinin söylenmesiydi.”
Garson, yapacak somut bir işi olduğu için rahatlamış bir halde hemen oradan uzaklaştı.