Sıradan bir evsiz yabancıya evlenme teklif ettiğimde, her şeyi planladığımı sanmıştım. Ailemi memnun etmek için bağlayıcılığı olmayan, mükemmel bir anlaşma gibi görünüyordu. Bir ay sonra evime adım attığımda yaşayacağım şoktan tamamen habersizdim. Ben Meyra, 34 yaşındayım; bu, mutlu bir bekâr iş kadınıyken nasıl evsiz bir adamla evlendiğimin ve dünyamın hiç beklemediğim bir şekilde nasıl altüst olduğunun hikayesidir. Kendimi bildim bileli ailem evlenmem konusunda üzerime geliyordu. Sanki kafalarının içinde, saçlarım beyazlayana kadar saniyeleri sayan bir sayaç vardı. Bu yüzden, her aile yemeği bir anda çöpçatanlık seansına dönüşüyordu. Annem Müzeyyen, "Meyra, kızım," diye başlardı. "Canan hanımların oğlunu hatırlıyor musun? Kendi şirketinde bölge müdürü olmuş. Belki bir ara kahve içersiniz?" "Anne, şu an biriyle görüşmek istemiyorum," derdim. "Kariyerime odaklanmış durumdayım." Babam Selim araya girerdi: "Ama tatlım, kariyerin seni geceleri sıcak tutmaz. Hayatını paylaşacak birini istemez misin?" "Hayatımı sizinle ve arkadaşlarımla paylaşıyorum," diye terslerdim. "Bu bana yetiyor." Ama vazgeçmezlerdi. Sürekli bir "Filanca nasıl?" veya "Şu yakışıklı genci duydun mu?" yağmuru altındaydım. Bir gece işler iyice sarpa sardı. Sıradan bir pazar yemeğindeyken ailem bombayı patlattı. Babam ciddi bir tonla, "Meyra," dedi. "Annenle düşündük taşındık." "Eyvah, yine başlıyoruz," diye mırıldandım. Sarkazmımı görmezden gelerek devam etti: "Karar verdik; eğer 35. yaş gününe kadar evlenmezsen, mirasımızdan tek kuruş alamayacaksın." "Ne?" diye bağırdım. "Ciddi olamazsınız!" Annem atıldı: "Ciddiyiz. Gençleşmiyoruz kızım. Seni yuva kurmuş ve mutlu görmek istiyoruz. Ayrıca henüz tadını çıkaracak yaştayken torun istiyoruz." "Bu delilik," diye kekeledim. "Beni evlenmem için tehdit edemezsiniz!" Babam ısrar etti: "Bu tehdit değil, sadece bir... teşvik." O gece, olanlara inanamayarak evden fırtına gibi çıktım. Bana resmen ültimatom vermişlerdi; ya birkaç ay içinde bir koca bulacaktım ya da mirasa veda edecektim. Öfkeliydim ama parayı istediğimden değil, bu işin prensibi yüzündendi. Hayatımı bu şekilde kontrol etmeye nasıl cüret ederlerdi? Haftalarca telefonlarını açmadım, yanlarına gitmedim. Sonra bir akşam aklıma harika bir fikir geldi. İşten eve yürürken, kafamda tablolar ve teslim tarihleri uçuşurken onu gördüm. 30'lu yaşlarının sonunda bir adam, kaldırımda elinde karton bir kutuyla oturuyordu. Hırpani görünüyordu, sakalları karışmıştı ve kıyafetleri kirliydi ama bakışlarında bir şey vardı. Beni durduran bir nezaket ve hüzün...