Aldatma Sırrı Tüp Bebek Merkezi

Dava salonundan çıktığım o son sabah, gökyüzünde Ankara’nın o meşhur, ayaz ama tertemiz havası vardı. Sekiz yılın ağırlığı, mahkeme katibinin bastığı tek bir mühürle resmen son bulmuştu. Kerem, koridorun diğer ucunda avukatıyla fısıldaşırken bana doğru bir adım attı; muhtemelen son bir kez o tanıdık, pişman koca maskesini takıp vicdanıma oynamaya çalışacaktı. Ancak adımlarını yarıda kestim. Ona öyle bir baktım ki, artık ne öfke vardı gözlerimde ne de kırgınlık. Sadece koskoca bir hiçlik. Dönüp arkasını gitti.

O günden sonra hayatımın ritmi tamamen değişti. Ortak hesaptan zorla geri aldığım o otuz bin doları, kendime yeni bir başlangıç fonu yaptım. Şehrin gürültüsünden uzak, pencereleri gün ışığı alan küçük bir daire tuttum. Eşyaları seçerken, duvarları boyarken ilk kez "O ne der, o ne sever?" diye düşünmedim. Sadece Esra olarak ne istediğime odaklandım.

Altı ay kadar sonra, bir cumartesi öğleden sonra telefonuma bilmediğim bir numaradan mesaj geldi. Ekranı açtığımda donakaldım. Gönderen Merve’ydi.

*"Esra Hanım, rahatsız etmek istemezdim ama size bir teşekkür borçluyum. O gün o havaalanında beni o yalandan çekip çıkardığınız için. Hayatımı, bir başkasının gözyaşları üzerine kurulan bir sahtelikten kurtardınız. Umarım çok iyisinizdir."*

Mesaja uzun uzun baktım. O gün B Terminali'nde karşı karşıya gelen o iki yaralı kadın, aslında birbirinin düşmanı değil, aynı narsist oyunun kurbanlarıydı. Ona sadece, *"Sen de kendine çok iyi bak Merve, önümüzdeki hayat ikimiz için de daha adil olsun,"* yazdım. O an anladım ki, Kerem o gün sadece beni değil, kendi geleceğini de paramparça etmişti. Merve’den sonra ne o kliniğe gidebilmişti ne de bir daha o kibirli, her şeyi yönetebileceğini sanan güce ulaşabilmişti. Duyduğuma göre kariyeri de finansal usulsüzlük iddiaları ve bitmek bilmeyen boşanma dedikoduları yüzünden ciddi bir sarsıntı geçirmişti.

Şimdi, aradan geçen bir yılın ardından, yine bir havaalanındayım. Bu kez iş için ya da birinin arkasını toplamak için değil; sadece kendim için, uzun zamandır gitmek istediğim o sahil kasabasına doğru yola çıkıyorum.

Uçuş panosunun önünde durup biniş kartıma bakıyorum. Tam bir yıl önce bu saatlerde, ellerim titreyerek evlilik yüzüğümü bu kartın üzerine bırakmıştım. Şimdi ise parmaklarım boş ama içim kelimelerle tarif edilemeyecek kadar dolu.

Valizimin sapını kavrayıp kapıya doğru yürürken, arkamda bıraktığım o sekiz yıllık enkazın beni yıkmadığını, aksine küllerimden yeniden doğurduğunu biliyorum. Bazı vedalar can yakar, evet; ama bazı vedalar, bir insanın hayatında alabileceği en derin, en özgür nefestir. Ve ben artık o nefesi her gün, göğsümü gere gere alıyorum.