BÖLÜM 1 —Bebek ölürse belki de Allah size bir yükten kurtarıyordur. Bunu kayınvalidem sessizce söyledi ama salondaki herkes duydu. Ben İstanbul’da, Mehmet’in ailesinin evinde, 7 aylık hamile halde kanepede oturuyordum. Ellerim şişmişti, başım sanki gözlerimin arkasına kızgın bir taş konmuş gibi zonkluyordu. Kayınbiraderimin doğum günüydü ve aile büyük bir sofra kurmuştu: pilav, et yemekleri, tatlılar, yüksek sesli müzik ve karnımı sanki herkesin konuşabileceği bir meseleymiş gibi yorumlayan kadınlar… —Kötüyüm —dedim Mehmet’in koluna tutunarak—. Acile gitmem lazım. O bana cevap vermeden önce annesine baktı. Hep öyle yapardı. Sanki hâlâ onun oğlu değil de ondan izin bekleyen bir çocuk gibiydi. Fatma Hanım bardağını masaya koyup kuru bir kahkaha attı. —Ay Elif, abartma. Hepimiz hamile kaldık. İlk kez çocuk doğuran sen değilsin. —Gözüm kararıyor —dedim korkuyla—. Işıklar görüyorum. Mehmet bana eğildi ama endişeyle değil, utanmış gibi. —Hemen gideriz Elif. Biraz bekle, pastayı keselim. Kalkmaya çalıştım ama bacaklarım titredi. Görümcem Ece kolumdan tuttu. O, gerçekten bir şeylerin yanlış olduğunu fark eden tek kişiydi. —Mehmet, hastaneye götür onu —dedi. Ama Fatma Hanım yaklaşıp sanki hüküm verir gibi konuştu. —Her ağrıda hastaneye götürürsen, seni şoför gibi kullanır. O söz beni fiziksel ağrıdan daha fazla yaraladı. Dört yıllık evliliğim boyunca bana sürekli “yetersiz” olduğumu hissettirmişti: mütevazı bir mahalleden geldiğimi, kuaförlük yaptığımı, “kaliteli” olmadığımı… Ailem küçümsenmişti. Hamile kaldığımda ise bir anda değişmiş gibi yapmıştı; bana çorba getiriyor, “mijem” diye hitap ediyor, sanki her şey düzelmiş gibi davranıyordu. Ben de inanmıştım. Çünkü huzur istiyordum. Ama bazı evlerde huzur istemek, başkalarının kontrolüne razı olmak demektir. Mehmet sonunda beni arabaya bindirdi. Yavaş ve gergin sürüyordu. Telefonu sürekli titriyordu. Ekranda bir isim gördüm: “Paola – iş”. —Paola kim? —dedim zorla. —İşten biri, başlama. Hastaneye varmadan önce Fatma Hanım aradı. Mehmet istemeden hoparlörü açtı. —Onu acile götürme —dedi annesi—. Abartıyorsa boşuna para alırlar. Eve getir, yatsın geçer. —Anne, iyi görünmüyor. —İyi görünmeyecek olan şey, seni manipüle eden bir kadınla çocuk büyütmendir. Mehmet sustu. Ve sonra affedilmez şeyi yaptı: arabayı eve çevirdi. Artık konuşacak gücüm kalmamıştı. Soğuk ter döküyordum. Ağzım kurumuştu. Merdivenleri çıkarken duvara tutundum çünkü apartmanın asansörü haftalardır bozuktu. —Mehmet… ambulans… Beni yatağa bıraktı ve su almaya gideceğini söyledi. Ama kapının kapandığını duydum. Sonra adımlar. Sonra Fatma Hanım’ın eve girişi; sanki ev onunmuş gibi. —Bitti Elif. Bu tiyatro bitti. —Lütfen —fısıldadım—. Bebeğim… Bana yaklaşıp parfüm kokusuyla boğdu. —O çocuk evliliğini kurtarmayacak. Oğlum daha iyisini hak ediyor. Sonra her şey bulanıklaştı. Mehmet’i kapıda görüyorum, bembeyaz, hareket edemiyor. Elimi uzattığımı hatırlıyorum. Fatma Hanım’ın “Uyusun” dediğini hatırlıyorum. Uyandığımda hastanedeydim, monitörlere bağlıydım. Bir hemşire üzerimi düzeltiyordu. —Bebeğim nerede? —dedim ilk. Hemşire derin bir nefes aldı. —Yaşıyor. Ama çok ağır bir halde gelmişsiniz. Şiddetli preeklampsi. Biraz daha gecikseydiniz sizi de bebeği de kaybedebilirdik. —Mehmet mi getirdi beni? Hemşire gözlerini kaçırdı. —Bir komşu getirdi. Sizi yerde bulmuş. İçime buz gibi bir his oturdu. Eşim ve kayınvalidem beni bırakıp gitmişti. Sonra doktor geldi ve söylediği şey nefesimi kesti: —Elif, bir şey daha var. Tek bebek değil. İkizlere hamilesiniz. Sessizce ağladım. Biri daha küçük, daha zayıf… kimsenin görmediği bir savaşın içinde tutunmaya çalışıyordu. Telefonumu istedim. Mehmet sadece bir mesaj göndermişti: “Annem sakinleşmen gerektiğini söyledi. Yarın gelirim.” Yarın. Ve o gece anladım: Ben sadece korkak bir adamla evli değildim. Ben, hayatımın ve çocuklarımın “fazlalık” gibi görüldüğü bir evin içine sıkışmıştım. Ama henüz bilmediğim bir şey vardı: silinmiş bir mesajın içinde saklanan gerçek. Sence eşin seni kurtarmakla annesini memnun etmek arasında kalsaydı ne yapardı? Burada en kötü kimdi? Ve devamı için bekle…