Annem bebeğime yardım etmek için yanıma taşındı

Kameranın karşısında birkaç saniye öylece kaldım. Annemin karnına bağlı tıbbi torba gözlerimin önünden gitmiyordu. Birkaç dakika önce onu başka bir adamla birlikte olmakla suçlayan bendim. Şimdi ise annemin aylardır dayanılmaz bir acıyla yaşadığını, üstelik bunu benden saklamak için elinden geleni yaptığını öğrenmiştim. Ama zihnimde tek bir soru vardı. “Kamerada henüz görmediğim başka bir görüntü…” Kaydı ileri sardım. Saat gece yarısını geçmişti. Annem odasından sessizce çıktı. Üzerine kalın bir hırka geçirmiş, başına da bir şapka takmıştı. Elinde küçük siyah bir çanta vardı. Evde herkes uyuyordu. Annem kapının yanında birkaç saniye durdu, salona baktı ve sonra dışarı çıktı. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Onu takip etmek istedim ama bunun için kameranın açısının yetmediğini biliyordum. Bunun yerine diğer kameraya geçtim. Garajın görüntüsü açıldı. Annem arabaya binmedi. Yürüyerek sokağın sonuna kadar gitti. Sonra görüntüden çıktı. Kayıt burada bitiyordu. Bilgisayarın başından kalkıp annemin odasına yöneldim. Kapının önünde durduğumda elim titriyordu. İçeri girmek istemiyordum. Çünkü artık bunun bir sırrı olduğunu biliyordum ve o sırrın sınırlarını ihlal etmekten korkuyordum. Ama annemle konuşmam gerekiyordu. Kapıyı hafifçe tıklattım. Cevap gelmedi. “Anne?” Yine sessizlik. Kapıyı araladığımda yatağın üzerinde oturduğunu gördüm. Pencereye bakıyordu. Hırkasını çıkarmıştı ve tıbbi torbanın bağlı olduğu bölge yeniden görünüyordu. Beni görünce hemen hırkasını üzerine çekti. “Ne oldu?” Sesim titredi. “Anne… ne zamandır hastasın?” Başını öne eğdi. “Bunu sana söylememem gerekiyordu.” “Hayır. Bana söylemen gerekiyordu.” Gözlerini kapattı. “Senin hayatını daha fazla zorlaştırmak istemedim.” “Benim hayatımı mı?” Sesim yükseldi ama bu kez öfkeden değil, çaresizlikten. “Sen burada her gün acı çekerken ben nasıl olup da hiçbir şey fark etmedim?” Annem uzun süre sustu. Sonra yatağın kenarındaki küçük kutuyu açtı. İçinden birkaç hastane belgesi çıkardı ve bana uzattı. Belgeleri elime aldığımda tıbbi terimlerin çoğunu anlamıyordum. Fakat bir tarih gördüm. Altı ay öncesi. “Bunu… buraya geldiğin zaman mı öğrendin?” Annem başını salladı. “Hayır. Daha önce öğrendim.” Boğazım düğümlendi. “Ne kadar önce?” “Yaklaşık bir yıl.” Elimdeki kâğıtlar titremeye başladı. “Bir yıl mı?” “Babanın ölümünden sonra bazı ağrılarım başladı. Önce önemsemedim. Sonra giderek arttı. Hastaneye gittim. Bir ameliyat geçirdim. Sonrasında bazı komplikasyonlar oluştu. Karnımda dışarıdan fark edilmeyen ama sürekli bakım gerektiren bir sorun gelişti.” Tıbbi ayrıntılara girmedi. Belki anlatacak gücü yoktu, belki de beni daha fazla korkutmak istemiyordu. “Peki neden bana söylemedin?” Bana baktı. “Çünkü hamileydin.” O an hiçbir şey söyleyemedim. Annem devam etti: “Sen Lina’yı beklerken bana telefonda her gün ne kadar korktuğunu anlatıyordun. Bebeğin sağlığı, doğum, işin… Her şeyi aynı anda düşünüyordun. Sana kendi hastalığımı anlatsaydım, bütün dikkatini bana vereceğini biliyordum.” Gözlerim doldu. “Ben senin kızınım. Elbette sana yardım ederdim.” “Biliyorum.” Hafifçe gülümsedi. “İşte tam olarak bundan korktum.” “Ne demek bu?” “Sen hayatını bırakıp benim peşimden gelecektin. Lina’yı, işini, evliliğini, her şeyi ikinci plana atacaktın. Ben seni yıllarca büyüttüm. Seni kendi ayaklarının üzerinde durabilen biri olarak yetiştirdim. Sonra kendi hastalığım yüzünden hayatını durduramazdım.” Gözyaşlarımı tutamadım. “Bu yüzden Atlanta’ya geldin.” “Evet.” “Bana yardım etmek için değil sadece…” “Senin yanında olmak için geldim. Ama aslında son aylarımı sizinle geçirmek istediğimi de biliyordum.” Bu cümleyle içim parçalandı. “Son ayların mı?” Annem gözlerini kaçırdı. “Doktorlar durumumun kötüleşebileceğini söylemişti.” O an beynimden aşağıya soğuk bir şey aktı. Altı aydır annem benim evimdeydi. Her sabah Lina’nın kahvaltısını hazırlamış, çamaşırları katlamış, benim işe yetişmem için kahvemi koymuştu. Ben ise onun gerçekten ne kadar hasta olduğunu fark etmemiştim. Hatta ona para gönderirken, “Bunlar senin için,” dediğimde bile o parayı kendisi için kullanmamıştı. “Peki bu gece neden dışarı çıktın?” Annem bir süre cevap vermedi. Sonra çantayı gösterdi. “Bunu merak ediyorsun, değil mi?” Başımı salladım. “Birkaç haftadır tedavi için başka bir merkeze gidiyorum. Orada beni takip eden bir doktor var. Evde kalırsam sen fark edeceksin diye korktum.” “Benden neden sakladın?” “Çünkü sana bir kez daha yük olmak istemedim.” Başımı ellerimin arasına aldım. “Anne, ben seni yük olarak görmedim.” “Bugün gördün.” Bu söz karşısında donup kaldım. Haklıydı. O gün ona söylediklerim zihnimde yeniden yankılandı. “Elli üç yaşındasın anne! Aylardır bir şeyler saklıyorsun!” “Hamileysen söyle.” “O adam kim?” Kendi sözlerim şimdi bana yabancı geliyordu. “Özür dilerim,” dedim. Annem cevap vermedi. Yanına oturdum. “Anne, senden özür dilemek yetmez. Sana haksızlık ettim. Seni dinlemedim. Karnındaki değişikliği görünce korktum ama korkumu sana sormak yerine seni suçladım.” Annem elimi tuttu. “Ben de sana gerçeği söylemeliydim.” “Hayır. Bunun bahanesi yok.” Bir süre ikimiz de sustuk. Sonra annem başını omzuma yasladı. “Ben sadece seni korumaya çalıştım.” O gece ilk kez annemin ne kadar yalnız kaldığını anladım. Babam öldüğünden beri bütün acılarını kendi içinde taşımıştı. Ben evlendikten sonra da beni rahatsız etmemek için birçok şeyi anlatmamıştı. Şimdi ise hastalığının en zor döneminde bile benim hayatımı düşünüyordu. Ama hâlâ bir şey anlamamıştım. “Anne, madem bu kadar hastasın, neden Lina’yla ilgilenmeye devam ettin?” Gülümsedi. “Çünkü bana ihtiyacı vardı.” “Senin de bize ihtiyacın vardı.” Bu kez gözlerinden yaş geldi. “Belki de bunu anlamam gerekiyordu.” Ertesi sabah Ozan’a her şeyi anlattım. O gece bana engel olmaya çalışmış, annemi acile götürmek istemişti. Ben ise onu susturmuştum. Şimdi yüzüme baktığında kızgın değildi. Sadece üzgündü. “Onu bugün doktora götürüyoruz,” dedi. Annem itiraz etmek istedi. “Ben kendim gidebilirim.” Ozan başını salladı. “Bu kez yalnız gitmeyeceksin.” Annem ilk defa itiraz etmedi. Sonraki günler bizim için tamamen değişti. Evdeki bütün sorumlulukları yeniden düzenledik. Ben çalışma saatlerimi azalttım. Ozan iş yerinden izin aldı. Lina’nın bakımını artık birlikte üstleniyorduk.