Annemin hastane masraflarını ödeyebilmek için

BÖLÜM 3 “İmzala şunu kızım,” dedi Neriman Hanım kadife gibi yumuşak sesiyle. İmam, “dengesiz” gelinine rağmen aileyi bir arada tutmaya çalışan anlayışlı bir kayınvalide olduğuna inanarak ona hayranlıkla bakıyordu. “Her şey ailemizin iyiliği için,” diye devam etti. “Artık bu evde rezalet çıkmasın.” Kaleme baktım. Salonun öbür ucunda kibirle sırıtıp duran Cemil’e baktım. Çocuklarına sıkıca sarılmış, korkudan titreyen Aysel’e baktım. Son olarak Murat’a baktım. Tekerlekli sandalyesinde sessizce oturuyordu. Bana doğru hafifçe başını salladı. Dört yıldır içinde gömülü duran gücü ilk kez gözlerinde görüyordum. “Biliyor musunuz Neriman Hanım?” dedim yüksek sesle. Misafirlerin fısıldaşmaları bir anda kesildi. “Ben hiçbir şey imzalamayacağım. Çünkü bu evdeki rezaletlerin sebebi ben değilim. Sizin yıllardır saklamaya çalıştığınız çürümüşlük.” Neriman Hanım’ın yüzü bir anda bembeyaz oldu. “Kes sesini!” diye bağırdı ilk kez o sahte azize maskesini kaybederek. “Aklını kaçırmış bu! Çıkarın onu buradan!” Ama Cemil bana doğru yürümeye fırsat bulamadan telefonumu elbisemin içinden çıkardım ve kaydı çalıştırdım. Sesi sonuna kadar açmıştım. Biraz önce ilahilerin yükseldiği büyük hoparlörlerden şimdi Cemil’in sarhoş ve öfkeli sesi yankılanıyordu. “Bana baskı yapma anne! Dört yıl önce olanları anlatırsam sen de benimle batarsın! Elektrikli testerenin güvenlik sistemini ben bozdum! Ama Murat’ı babamın mirasından çıkarmak için emri veren sendin! Ellerini senin açgözlülüğün yüzünden kaybetti!” Kayıt bittiğinde salona çöken sessizlik hayatımda duyduğum en korkunç sessizlikti. Murat’ın babasının eski dostlarından biri elindeki çay bardağını düşürdü. Bardak mermer zeminde paramparça oldu. İmam yüzü bembeyaz kesilmiş halde dua okumaya başladı. Neriman Hanım ise donup kalmıştı. Ağzından tek kelime çıkmıyordu. Gözleri benden salondaki insanlara kayıp duruyordu. Cemil çıldırmış gibiydi. “Yalancı kadın! O kayıt montaj!” diye kükreyerek üzerime atıldı. Ama Murat tekerlekli sandalyesini öne sürüp onu durdurdu. İlk kez korkmadan kardeşinin karşısına dikilmişti. Tam o sırada konağın büyük kapıları açıldı. Aysel sabah erkenden jandarmayı aramıştı. İki araç saatlerdir dışarıda benim işaretimi bekliyordu. “Düğün gecesi bana ilaçlı süt içirdiğinize dair kayıtlar da var!” diye bağırdım salondaki herkes duysun diye. “Cemil’in bana saldırmaya çalıştığına dair kanıtlar da! Annemin ilaçlarıyla beni tehdit ettiğinizi de kaydettim! Hepsinin yedeği var!” Neriman Hanım’ın kurduğu imparatorluk o gün herkesin gözleri önünde yıkıldı. Yıllarca elini öpen insanlar bu kez onun kelepçelenişini izliyordu. Cemil’le birlikte gözaltına alındığında gerçekten ağlıyordu artık. Şerefini, itibarını kurtarmak için yalvarıyor, bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu söylüyordu. Ama küçük kasabalarda kendini tanrı sananların gözyaşlarını adalet dinlemezdi. Atölyede yapılan incelemelerden sonra Murat’ın dosyası yeniden açıldı. O “kaza” artık planlı bir saldırı ve ağır yaralama vakası olarak soruşturuluyordu. Aylar geçti. Bana zorla imzalattıkları borç sözleşmesi mahkeme tarafından iptal edildi. Tehdit ve şantaj kanıtlanmıştı. Aysel, Cemil’den boşandı. Çocuklarının hakkı olan eve sahip çıktı. İlk kez korkmadan yaşayabiliyordu. Murat ve ben ise bütün bu süreçte birbirimize garip bir şekilde bağlandık. Bu bir dizi aşkı değildi. Felaketin ateşinde kurulmuş bir dostluktu. Bir gün annemin artık huzur içinde tedavi gördüğü devlet hastanesinin bahçesinde yan yana otururken boşanma evraklarını imzaladık. İkimiz de gülümsüyorduk. “Hayatımı kurtardın Zeynep,” dedi Murat yeni protezleriyle belgeleri bana doğru iterken. Artık tanıdığım o kırılmış adam değildi. Babasından kalan kereste atölyesini geri almıştı. “Birbirimizi kurtardık,” diye cevap verdim. Bugün annem hâlâ benimle yaşıyor. Dikiş makineme geri döndüm ama artık başım eğik değil. Kendi küçük atölyemi açtım. Hayat bana acı bir şekilde öğretti ki yoksulluk bazen insanı gözlerini yere indirmeye zorlar. Umutsuzluk ise insanın kendi mahkûmiyetini imzalamasına neden olabilir. Ama şunu da öğrendim: Bir kadın korkmayı bıraktığında, dünyadaki hiçbir para, hiçbir güçlü soyadı ve din kisvesine bürünmüş hiçbir ikiyüzlülük gerçeğin ağırlığına sonsuza kadar dayanamaz. Yaralar zamanla iyileşir. Ama insan kaybettiği onurunu geri kazandığında, onu bir daha kimse elinden alamaz.