Annemle babam, eşimin ve iki çocuğumun cenazesine katılmadı

“Şirketin sevkiyat bölümünde çalışan bir muhbirin sızdırdığı şirket içi e-postalar ise yöneticilerin bu ihlallerden haberdar olduğunu kanıtlıyordu.” O cümleyi avukatım Selim'in odasında okuduğumda elimdeki dosyanın ağırlığı birden artmış gibiydi. Altı aydır ilk kez yalnızca acı değil, öfke de hissediyordum. Ozan'ın direksiyon başındaki son saniyelerini düşünüyordum. Masal'ın çantasındaki pembe tavşanı, Ege'nin bulmaya söz verdiği mavi taşı... “Bunun cezasını çekecekler mi?” diye sordum. Selim gözlüğünü çıkarıp masaya bıraktı. “Ceza soruşturması devam ediyor. Bizim açtığımız tazminat davasında ise şirket uzlaşmak istiyor. Üstelik açıklanmaması şartıyla çok yüksek bir teklif hazırlamışlar.” “Ne kadar?” Önüme uzattığı kâğıttaki rakama baktım. Yirmi sekiz milyon lira. Bir zamanlar çocukların okul masraflarını hesaplamak için mutfak masasında oturup kuruş hesabı yapardık. Şimdi önümde, onların yokluğuna karşılık biçilen akıl almaz bir bedel vardı. “Bu parayı alırsam konuşmamı engelleyebilirler mi?” “İmzalatmak istedikleri sözleşmede kapsamlı bir gizlilik maddesi var. Fakat kabul etmek zorunda değilsin.” Kâğıdı masaya geri bıraktım. “Ben susmayacağım.” Selim'in yüzünde beliren ifadeyi unutamıyorum. İlk kez beni yalnızca yas tutan bir kadın olarak değil, karar veren biri olarak görmüştü. Sonraki haftalarda şirketin bütün tekliflerini reddettik. Mahkemenin belirlediği bilirkişilerin bulguları, savcılık dosyasındaki tanık ifadeleriyle birleşti. Şirket sonunda gizlilik şartı olmadan, sorumluluğunu kabul eden bir uzlaşma metnine yanaştı. Bu süreçte gazeteciler de dosyanın peşine düştü. Bir sabah telefonum durmadan titremeye başladı. Ekranda şu haber başlığı vardı: “KUZEY LOJİSTİK FACİASINDA TARİHÎ UZLAŞMA: ÜÇ YAKININI KAYBEDEN ANNEYE 28 MİLYON LİRA TAZMİNAT.” Altındaki haberde adım ve fotoğrafım vardı. O an içimde garip bir korku belirdi. Çünkü altı aydır ailemin yüzünü görmemiş, sesini duymamıştım. Ama onların bu rakamı görünce sessiz kalmayacağını biliyordum. Öğleye doğru Şükran teyzem aradı. “Suna, annen beni arayıp duruyor. Seninle konuşmak istiyormuş. Babansa gazetecilere ailece çok zor günler geçirdiğinizi söylemiş.” Acı acı güldüm. “Ailece mi?” “Bir de Pelin'in söylediği bir şey var. Dikkatli ol kızım. Parayı öğrenmeden önce hiçbiri kapını çalmadı.”