Annenin Kayıp Kızını Arama

Bir yıl sonra, aynı iskelede yine yan yana oturuyorduk.

Ama bu kez sessizlik farklıydı.

Artık korkunun sessizliği değildi.

Huzurun sessizliğiydi.

Elif'in yüzüne baktım. Yanaklarındaki renk geri gelmişti. Gözlerinin altındaki mor halkalar kaybolmuştu. Saçları rüzgârda savrulurken yüzünde uzun zamandır görmediğim bir ifade vardı:

Özgürlük.

"O gün geldiğin için hâlâ her sabah şükrediyorum," dedi aniden.

Başımı çevirdim.

"Ben sadece annelik yaptım."

"Herkes öyle yapamazdı."

Bir süre konuşmadık.

Sonra Elif bana küçük bir kutu uzattı.

"Nedir bu?"

"Aç."

Kutunun içinde eski, yıpranmış bir anahtar vardı.

Şaşkınlıkla baktım.

"Göl evinin ilk anahtarı," dedi.

"Baban bana bırakmıştı."

"Bu sende olmalı."

"Neden?"

Gülümsedi.

"Çünkü burası aslında senin sayende hâlâ bizim."

Gözlerim doldu.

Bazen insanlar bir evi dört duvar sanır.

Yanılırlar.

Ev; sizi koruyan insandır.

Sizi arayan sestir.

Bir hafta boyunca cevap vermediğinizde kapınıza gelen kişidir.

Garajdaki boğuk bir iniltiyi duyup da "Bana öyle geliyor herhalde" demeyen kişidir.

O gün eğer içimdeki o huzursuzluğu sustursaydım...

Eğer Mert'in yalanına inanıp eve geri dönseydim...

Eğer bir anne içgüdüsünü mantıkla bastırsaydım...

Kızımı kaybedebilirdim.

Ve bunu hayatım boyunca affedemezdim.İki yıl sonra Mert'in cezası kesinleşti.

Pelin de suç ortaklığından hüküm giydi.

Haberler birkaç gün konuştu, sonra başka gündemlere geçti.

Dünya böyledir.

İnsanlar en büyük trajedileri bile birkaç gün içinde unutabilir.

Ama mağdurlar unutmaz.

Biz de unutmadık.

Sadece onun bizi tanımlamasına izin vermedik.

Elif terapi gördü.

Uzun süre kabuslarla uyandı.

Bazı geceler telefonuma mesaj atıyordu:

"Anne, uyuyor musun?"

Ben de her zaman aynı cevabı veriyordum:

"Senin için her zaman uyanığım."Aradan yıllar geçti.

Bir sonbahar günü verandada otururken bahçeden kahkaha sesleri geldi.

Elif'in küçük kızı koşarak bana doğru geldi.

Elinde oyuncak bir ördek vardı.

"Babaanne!" diye bağırdı.

Kucağıma atladı.

Arkasından Elif yürüyordu.

Yüzünde güneş gibi bir gülümseme vardı.

Bir an onu izledim.

Sonra gökyüzüne baktım.

Hayatın bana öğrettiği en zor derslerden biri şuydu:

Kötülük bazen çok güçlü görünür.

Sizi bir garaja kilitler.

Sesinizi susturur.

Yalnız olduğunuzu düşündürür.

Ama sevgi daha inatçıdır.

Bir annenin sevgisi özellikle...

Kapılar kırılmazsa pencerelerden girer.

Pencereler kapanırsa duvarların etrafından dolaşır.

Ve bir gün mutlaka size ulaşır.

Elif başını omzuma yasladı.

"Ne düşünüyorsun?" diye sordu.

Torunumu biraz daha sıkı tuttum.

Gölün üzerindeki gün batımını izledim.

Ve gülümseyerek cevap verdim:

"Şunu düşünüyorum..."

"İyi ki o gün garajdan gelen sesi duymuşum."

Çünkü bazen bir insanın hayatını kurtaran şey polis değildir.

Mahkeme değildir.

Kanıt değildir.

Bazen sadece vazgeçmeyen bir annedir.