Babamın arkadaşıyla evlendim

Bir akşam elimi tuttu ve dedi ki: “Elli yedi yaşındayım ve hayatımda hiç böyle bir aşk hissetmedim.” Altı ay sonra, babamın arka bahçesinde evlenme teklif etti. Babam ağladı. Çocuklarım temkinli ama naziktiler. Yıllar sonra ilk kez hayatın beni hâlâ şaşırtabileceğine inandım. Düğün küçüktü. Sadeydi. Sıcaktı. O gece Rıza bavulumu evine — artık bizim evimiz — taşıdı ve koridorun sonundaki kilitli kapıyı tekrar fark ettim. Daha önce bir kez sormuştum. “Depo,” demişti. Ama şimdi elinde anahtarla kapının önünde durdu. Yüzü solgunlaşmıştı. “Rıza?” Bana bakmıyordu. “Düğünden önce sana göstermeliydim,” dedi. “Ama gideceğinden korktum.” Sonra kapıyı açtı, içeri itti ve fısıldadı: “Benden nefret etmeden önce bunu görmen gerekiyor.” Odanın içine adım attığımda nefesim kesildi. Bir depo değildi. Duvarlar boyunca raflar vardı. Raflarda kutular, albümler ve çerçeveler dizilmişti. Odanın ortasında eski bir çalışma masası bulunuyordu. Ama beni asıl sarsan şey, duvarın tamamını kaplayan fotoğraflardı. Fotoğrafların hepsi bana aitti. Çocukluğumdan. Genç kızlığımdan. İlk evliliğimden. Çocuklarımla birlikte çekilmiş karelerden. Yıllar boyunca çekilmiş yüzlerce fotoğraf… Bir adım geri çekildim. Kalbim hızla çarpmaya başladı. “Bu da ne?” diye fısıldadım. Rıza başını öne eğdi.