Benden Otuz Yaş Küçük Kocam

Eski öğrencimin adı Ece’ydi. Yıllar önce dersimde en arka sırada oturur, kompozisyonlarını kimseye göstermeye utanırdı. Ben ona hep “Senin kalemin güçlü kızım, saklama,” derdim. Aradan yıllar geçmişti. Şimdi savcı olmuştu. Telefonda sesimi duyunca önce sevindi. Ama ben “Kocam beni zehirliyor olabilir” dediğimde sesi bir anda değişti. “Leyla öğretmenim,” dedi. “Sakin olun. Şu an evde misiniz?” “Evet.” “Bunu ona belli ettiniz mi?” “Hayır.” “Çok iyi. Bana her şeyi baştan anlatın.” Anlattım. Mutfağı. Şişeyi. Laboratuvar sonucunu. Altı yıldır her gece içtiğim suyu. Son aylardaki unutkanlığımı. Aras’ın banka evraklarıyla ilgilenmeye başlamasını. Ece hiç sözümü kesmedi. Sonunda o soruyu sordu: “Son aylarda mal varlığınızla ilgili imzaladığınız bir belge var mı?” O an geçen haftaki dosya aklıma geldi. Aras yemek masasının üzerine birkaç kâğıt koymuştu. “Bunlar sadece evle ilgili sigorta güncellemeleri,” demişti. “Sen zaten bu işlerden yoruluyorsun bebeğim. Ben işaretledim, sen sadece imzala.” O gün başım yine ağırdı. Gözlerim bulanıktı. Kalem elimde titremişti. Ama imzalamamıştım. “Yarın bakarım,” demiştim. Aras’ın yüzündeki gülümseme bir saniyeliğine kaybolmuştu. Sonra hemen toparlanmıştı. “Tabii minik karım. Ne zaman istersen.” Ece telefonda derin bir nefes aldı. “O dosyayı bulmamız gerek.” “Çalışma odasında olabilir.” “Tek başınıza bakmayın.” “Ece, bu ev benim. Ben yıllarca öğrencilerimi müdürlerin, velilerin, müfettişlerin karşısında savundum. Bir dosyaya bakmaktan korkacak değilim.” “Öğretmenim,” dedi yumuşak ama sert bir sesle, “bu artık yalnızca bir dosya değil. Bu bir suç olabilir.” Haklıydı. Ama içimde yıllardır uyuyan bir öfke uyanmıştı. O akşam Aras eve geç geldi. Elinde çiçek vardı. Pembe güller. “Bugün seni düşündüm,” dedi. Bana sarılmak istedi. İzin verdim. Çünkü artık her dokunuşu delil gibi hissediyordum. Yemekten sonra yine o bardağı hazırladı. Bu kez karşımda yaptı. “Bugün çok halsiz görünüyorsun,” dedi. “Bunu iç, iyi gelir.” Bardağı elime aldım. O bana bakıyordu. Bir yudum alır gibi yaptım. Sıvı dudaklarıma değdi ama içmedim. Havlunun kenarına akıttım. “Lezzetli,” dedim. Gülümsedi. “Ben seni düşünmez miyim hiç?” O gece yine suyu sakladım. Ertesi gün Aras duşa girdiğinde çalışma odasına girdim. Çekmeceler kilitliydi. Ama Orhan’dan kalma eski masanın gizli bir bölmesi vardı. Bunu Aras bilmiyordu. Çünkü o masa onun gözünde sadece eski, ağır, modası geçmiş bir eşyaydı. Bölmeyi açtım. İçinde dosya vardı. Kalbim hızlandı. Dosyada vekâletname taslakları, banka hesap hareketleri, Ayvalık’taki yazlığın satış ön hazırlıkları ve benim adıma düzenlenmiş sağlık raporu başvuruları vardı. Bir belgede şu ifade geçiyordu: “Kısıtlılık değerlendirmesi.” Sandalyeye tutunmak zorunda kaldım. Beni yalnızca mal varlığımdan etmeye çalışmıyordu. Beni akli olarak yetersiz göstermeye hazırlanıyordu. Unutkan. Dengesiz. Karar veremez. Kendi işlerini yönetemez. Ve bunun için altı yıl boyunca her gece beni yavaş yavaş zayıflatmıştı...