Benim adım Meral, 43 yaşındayım

Boşanmamızın üzerinden yaklaşık bir yıl geçmişti.

Murat hakkında artık neredeyse hiç düşünmüyordum.

Mahkeme süreçleri bitmişti. Çocuklar yeni düzene alışmıştı. Ben de yavaş yavaş yeniden nefes almayı öğreniyordum.

Sonra bir sabah kapım çaldı.

Açtığımda karşımda takım elbiseli genç bir adam duruyordu.

"Meral Hanım?" diye sordu.

"Evet."

"Ben Emre. Murat Bey'in avukatıyım."

İçim buz kesti.

"Ne oldu?"

Adam birkaç saniye sessiz kaldı.

"Murat Bey geçen hafta cezaevinde fenalaştı."

Kalbim istemsizce sıkıştı.

"Ve?"

"Böbrek reddi gelişti."

Bir an ne dediğini anlayamadım.

"Nasıl yani?"

"Vücudu nakledilen böbreği kaybetmeye başladı."

Kapının kenarına tutundum.

Yıllar önce verdiğim böbrek...

Hayatını kurtaran böbrek...

Şimdi onu terk ediyordu.

Avukat elindeki dosyayı uzattı.

"Murat Bey bunu size vermemi istedi."

Dosyayı açtım.

İçinden tek sayfalık bir mektup çıktı.

Titreyen bir el yazısıyla yazılmıştı.

"Meral,

Doktor bugün bana böbreği kaybedebileceğimi söyledi.

İlk kez ölümden korkmuyorum.

İlk kez hak ettiğim şeyi yaşadığımı hissediyorum.

Ama ölmeden önce bilmeni istediğim bir şey var.

Beni mahveden şey mahkeme olmadı.

Hapishane olmadı.

Gazetelerde çıkan haberler olmadı.

Bir gün Elif'in okulda öğretmenine verdiği kompozisyon oldu.

Orada şöyle yazmış:

'Ben annem gibi olmak istiyorum.

Çünkü annem insanların hayatını kurtarır.'

O gün anladım.

Ben senden sadece bir eş kaybetmedim.

Hayatımda karşıma çıkmış en iyi insanı kaybettim.

Ve bunu kendi ellerimle yaptım.

Murat."

Mektubu elimde tutarken uzun süre hareket edemedim.

Ne zafer hissi vardı içimde...

Ne de intikam.

Sadece büyük bir sessizlik.

O gece çocuklar uyuduktan sonra bahçeye çıktım.

Gökyüzünde yıldızlar vardı.

Elimi yıllardır taşıdığım ameliyat izine götürdüm.

Birden telefonum çaldı.

Bilinmeyen numara.

Açtım.

Karşı taraftan tanıdık bir ses geldi.

"Meral..."

Murat'tı.

Sesi çok zayıftı.

"Sana son bir şey söylemek istedim."

Sessiz kaldım.

"Teşekkür ederim."

Boğazım düğümlendi.

"Neden?"

diye sordum.

Hafifçe güldü.

"Çünkü bana böbreğini verdiğinde hayatımı kurtardığını sanıyordum."

Derin bir nefes aldı.

"Ama aslında kurtardığın kişi ben değilmişim."

Durdu.

"Sen kendini kurtarmışsın."

Hat kesildi.

Bir daha hiç konuşmadık.

Üç ay sonra Murat'ın öldüğü haberini aldım.

Cenazesine gitmedim.

Ama çocuklarımın gitmesine izin verdim.

Çünkü bazı insanlar affedilmez.

Ama yine de çocuklarının babası olarak hatırlanmayı hak eder.

O akşam Elif yanıma gelip sessizce sarıldı.

"Anne?"

"Evet?"

"İyi misin?"

Onun saçlarını okşadım ve yıllardır ilk kez bu soruya gerçekten dürüst cevap verdim.

"Evet."

Ve o an fark ettim.

Murat'a verdiğim böbrek hayatımdan çıkmış olabilir.

Ama onun bana bıraktığı yara artık benim hikâyem değildi.

Benim hikâyem; hayatta kalmak, ayağa kalkmak ve çocuklarıma sevginin ne olduğunu göstermekti.

Ve sonunda...

Bunu başarmıştım.