BÖLÜM 2 Taksi, İstanbul’da yağmur altında Periferik yolunda ilerliyordu. Elif hâlâ boynuma sarılmıştı, uykusunda bile titriyordu. Her korna sesiyle irkiliyor, sanki yeniden vurulmayı bekliyormuş gibi küçülüyordu. Saçlarını okşadım. İçimde yakan bir suçluluk vardı. Onu iki ay boyunca bırakmıştım; devlet görevim için. Kemal’e güvenmiştim. Geri döndüğümde ise kızımı, nefes almaktan bile korkan bir çocuğa dönüşmüş halde bulmuştum. Onu otele götürmedim. Doğrudan Ankara Çevre Yolu yakınlarında, özel bir askeri sağlık merkezine gittim. Girişte kimliğimi gösterdiğimde görevliler hemen dikleşti. —Yüzbaşı Zeynep Karaca. Elif’i üç doktor karşıladı. Muayene saatler sürdü. Ben koridorda, sırılsıklam üniformamla, duvara yaslanarak bekledim. Öfke ayakta tutuyordu beni. Doktor çıktığında, gözleri bana gerçeği söylemeden önce konuşmuştu. —Doğuştan konuşma kaybı değil. Şiddetli travmaya bağlı geçici konuşma kaybı. Yetersiz beslenme, eski darp izleri ve elinde tekrarlayan baskıya bağlı hasar var. Bu bir defa olmamış Yüzbaşı. Haftalarca sürmüş. Duvara yaslandım. Haftalar. Ben her fırsatta ararken ve Kemal bana “Elif uyuyor, merak etme” derken. Odaya girdim. Kızım sedyede, battaniyenin altında kıvrılmıştı. Yumrukları hâlâ sıkılıydı, sanki kendini savunmaya devam ediyordu. Yanına oturdum ve yıllar sonra ilk kez ağladım. Telefonum titredi. Bilinmeyen numara. —Kızı alıp gittin diye her şey bitti mi sandın? —dedi Aylin, zehir gibi bir sesle— Kemal kartlarını iptal etti. Ev anahtarlarını değiştirdi. Paran yok Zeynep. O “dilsiz” çocukla ne kadar dayanacaksın?Sessizce güldüm. —Aylin, yaptığın en büyük hata benim Kemal’e bağımlı olduğumu sanmandı. Telefonu kapattım. Bir süre sonra eski tim arkadaşım, şimdi özel güvenlik şirketi yöneticisi olan Emre geldi. —Yüzbaşı, her şeyi taradık. Bana bir tablet verdi. Gördüklerim yağmurdan daha soğuktu. Kemal, benim operasyon bağlantılarımı ve güvenlik ağımı kullanarak kendi işini büyütmüştü. Sahte vakıflar üzerinden kara para aklıyor, milyonları akrabalarının hesaplarına aktarıyordu. Aylin ise hamile değildi; Şişli’de bir klinikten sahte rapor satın almıştı. —Devam edelim mi? —dedi Emre. Elif’e baktım. —Hayır. Önce Kemal her şeyini kaybettiğini görecek. Ertesi gün Kemal’in şirketi çökmeye başladı. Büyük müşteriler sözleşmeleri iptal etti. Bankalar ödeme çağrısı yaptı. Savcılığa anonim bir dosya ulaştı. Basın kapının önüne yığıldı. Beni otuz kez aradı. Açmadım. Akşam bir mesaj geldi: “Kazandın. Gel konuşalım.” Gülümsedim. Hâlâ bunu bir ev içi kavga sanıyordu. O gece eve gittim. Pazarlık için değil; maskesinin nasıl düştüğünü görmek için. Kemal salondaydı, dağınık ve öfkeliydi. Aylin ise korkuyla titriyordu. —Bunu sen yaptın! —diye bağırdı Kemal. —Ben sadece seni tutmayı bıraktım. Masaya evin tapularını bıraktım. —Bu ev benim üzerime. Evlilikten önce, görevlerimden kazandığım parayla aldım. Üç gününüz var. Aylin ayağa kalktı. —Sen delirmişsin! Bana saldırmaya kalktı ama bileğini tek hareketle tuttum. —Kızımı kaç kere incittin —dedim fısıldayarak— ama bana dokunamazsın. Telefonumu masaya koyup bir video açtım. Güvenlik kameraları Elif’i gösteriyordu. Aylin bağırıyor, Kemal izliyordu. Kemal’in kendi sesi duyuldu: —Anlamıyorsa susturun onu. En azından rahatsız etmez. Odaya ölüm sessizliği çöktü. —O… bağlamdan koparılmış —dedi Kemal. —Kızın beş yaşındaydı —dedim— bunun bahanesi yok. O sırada telefonu çaldı. —Efendim Kemal Bey… Savcılık şirkete girdi. Aylin ağlamaya başladı ama Elif için değil; para için. Kemal bana yaklaştı. —Zeynep, yardım et… kızımız için. Ona baktım. —Elif sana en çok ihtiyaç duyduğu anda sen onu sattın. O gece evden çıktım. Ama sabaha karşı, en kötüsünün bittiğini sanırken, hemşire koşarak içeri girdi. —Yüzbaşı… kızınız yok. Yatak boştu. Pencere açıktı. Ve yastığın üzerinde bir not vardı: “Onu canlı istiyorsan, tek başına gel.”