Bir trafik kazasından sonra küçük bir kız

Adamın yüzüne dikkatle baktım. Kırklı yaşlarında, düzgün giyimli, fakat gözlerinin altında uykusuzluktan oluşmuş koyu halkalar bulunan biriydi. Elinde kahverengi bir dosya taşıyordu."Öncelikle kimsiniz?" diye sordum. "Adım Önder. Kazada yaralanan Günce'nin annesi Berran'ın kardeşiyim. Dün hastanede değildim. Şehir dışından gece geldim." Bir an duraksadı. Ardından dosyayı göğsüne bastırdı. "Size bir şey göstermem gerekiyor. Ama burada konuşmamız doğru olmaz." "Bakın," dedim, "ben hastalarımın bilgilerini aile üyeliğiniz doğrulanmadan paylaşamam. Ayrıca sizinle nereye gideceğimi bile bilmiyorum." Önder başını eğdi. "Haklısınız. Özür dilerim. Yanlış başladım. Hastaneye gidiyoruz. Getirdiğim şey de küçük kızın sağlık kayıtları değil. Sizin geçmişinizle ilgili." İçimde tuhaf bir ürperti hissettim. "Benim geçmişimle mi?" Önder dosyayı açtı. İçinden eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafı görür görmez nefesim kesildi. Kızım karşımdaydı. Yıllar önce kaybettiğim kızım. Üniversite mezuniyetinde giydiği açık mavi elbise üzerindeydi. Yanında, yüzünü tanımadığım genç bir kadın duruyordu. İkisi bir hastane bahçesinde gülümsüyordu. "Bu fotoğraf sizde ne arıyor?" diye fısıldadım. "Yanındaki kadın ablam Berran," dedi Önder. "Kızınızın yakın arkadaşıydı."Fotoğrafı ellerim titreyerek tuttum. "Kızımın böyle bir arkadaşından hiç bahsettiğini hatırlamıyorum." "Çünkü birbirlerini sizden uzakta, bir gönüllülük çalışmasında tanımışlar. Ablam, Günce doğmadan yıllar önce çocuk hastanesinde sosyal hizmet gönüllüsüydü. Kızınız da oraya sık sık gelirmiş." Yüzümü fotoğraftan ayıramıyordum. Kızımın gülüşünü görmeyeli ne kadar uzun zaman olmuştu. "Hastaneye neden gidiyoruz?" "Ablam size bunları kendi anlatmak istiyor. Ayrıca kızınızın ona bıraktığı bir emanet var." Önder'in teklifini kabul etmeden önce hastaneyi aradım. Günce'nin yoğun bakımda takip edildiğini, bakımının sorumlu ekip tarafından sürdürüldüğünü öğrendim. Başka bir hekimin nöbeti devralmış olması içimi rahatlattı. Hastanenin sosyal hizmet biriminden de Önder'in aile bağlantısını uygun yollarla doğrulamalarını istedim. Yol boyunca konuşmadık. Hastaneye vardığımızda Berran bizi bekleme salonunda karşıladı. Dün ameliyathanenin önünde gördüğüm kadındı. Şimdi gözleri şişmiş, yüzü solgundu. "Doktor Bey," dedi, "sizi evinizde rahatsız ettiğimiz için özür dilerim. Kardeşim çok telaşlanmış." "Önemli değil. Günce nasıl?" "Doktorlar hâlâ çok dikkatli olmamız gerektiğini söylüyor. Ama gece yeni bir kötüleşme olmamış." Başımı salladım. Onu gereksiz umutlandırmak istemiyordum. Böyle ağır kazalarda ameliyatın başarılı tamamlanması, tehlikenin tamamen geçtiği anlamına gelmezdi. Berran çantasından küçük, kırmızı bir defter çıkardı. "Bunu size yıllar önce vermek istemiştim. Ama cesaret edemedim." Defterin kapağında kızımın el yazısını gördüm. İçim sızladı. "Bu onun defteri." Berran gözyaşlarını sildi. "Evet. Birlikte çalıştığımız günlerde çocuklara hikâyeler yazardı. Hastanede korkan çocuklara okumak için. Ölmeden kısa süre önce bu defteri bana vermişti. Çalışmaları sürdürmemi istemişti." Defteri açtım. İlk sayfada, kızımın özenli yazısıyla şu cümle vardı: "Bir çocuğun korkusunu tamamen ortadan kaldıramayabiliriz. Ama o korkuyla yalnız kalmasına engel olabiliriz.