Bir Yanılgının Bedeli

3. Bölüm

Ahmet mahkemeye yüzünde bir gülümsemeyle geldi. Cansu, sanki lüks eşyalar mahkeme celplerini zararsız gösterebilirmiş gibi, yine kolunda siyah lüks çantasıyla, beyazlar içinde onunla birlikte gelmişti. Dışarıda kameralar bekliyordu çünkü duruşma haberini basına bizzat Ahmet sızdırmıştı. Şehrin, onu yıkılmış bir kadından kaçmaya çalışan masum bir koca olarak görmesini istiyordu. Sonra anne ve babamı gördü. Yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu. “Elif,” dedi, hızla toparlanmaya çalışarak. “Yanında anneciğinle babacığını mı getirdin?” Babam elini uzattı. “Murat Sancak.” Ahmet’in yüzündeki kan çekildi. Bu ismi biliyordu. Finans dünyasındaki herkes bilirdi. Annem öne çıktı. “Aylin Ross.” Cansu fısıldadı: “Şu hakim olan mı?” “Eski hakim,” dedi annem. “Bugün ise sadece bir büyükanne.” Mahkeme salonuna bir sessizlik çöktü. Ahmet’in avukatı, dengesiz ve işsiz olduğumu, Cansu Aydın’a ait olan bir mülkü hukuka aykırı şekilde işgal ettiğimi iddia ederek geçici velayet talep etti. Sonra bizim avukatımız ayağa kalktı. “Sayın Hakim, velayet konusuna geçmeden önce dolandırıcılık meselesini ele almamız gerekiyor.” Ahmet alayla güldü. “Bu saçmalık.” Ekran aydınlandı. Hastane kayıtları Ahmet ve Cansu’nun odama girişini gösteriyordu. Ses net bir şekilde duyuluyordu. “Kendine bak Elif. Boşanmayı imzala.” Mahkeme salonunda bir fısıltı dalgası yayıldı. Cansu’nun dudakları aralandı. Sonra dış kapıdaki ses kaydı oynatıldı. “Mahkemeler dengesiz anneleri pek sevmez.” Hakimin yüzü sertleşti. Avukatımız devam etti. “Şimdi de tapu devrini ele alalım.” Ekrana sıradaki belge olarak noterin ifadesi geldi. Kadın, Ahmet’in asistanının belgeleri bir ödeme ve her şeyin hızla halledilmesi talimatıyla getirdiğini itiraf ediyordu. Banka kayıtları, bu ödemenin Ahmet’in şirket örtülü ödeneğinden yapıldığını gösteriyordu. Ardından babamın mali inceleme raporu geldi: gizli transferler, paravan şirketler, danışmanlık ücreti adı altında gizlenmiş mücevher alımları ve tapu dosyalanmadan iki gün önce Cansu’nun limitet şirketine aktarılan paralar. Ahmet ayağa fırladı. “Bunlar özel finansal bilgilerdir!” “Hayır,” dedi hakim. “Bunlar delildir.” Cansu onun koluna yapıştı. “Ahmet, hallet şunu.” Ahmet kadına tam bir panik içinde baktı. Sonra avukatımız son belgeyi ekrana yansıttı. “Elif Hanım’a ait olduğu iddia edilen imza sabah saat 09:42 tarihini taşıyor. Tam o dakikada, kendisi üçüz bebekleri dünyaya getirdikten sonra acil ameliyatta, anestezi altındaydı. Elimizde tıbbi kayıtlar ve ifade vermeye hazır iki doktor var.” Hakim gözlüğünü çıkardı. Ahmet yerine çöktü. Cansu fısıldadı: “Hani hiçbir şeyi yoktu demiştin.” Nihayet ona baktım. “Üç oğlum vardı,” dedim. “Şahitlerim vardı. Sabrım vardı. Ve beni mahvetmeye çalışmadan önce geçmişini araştırman gereken anne ve babam vardı.” Yüzü çarpıldı. “Bana tuzak kurdun.” “Hayır,” dedim sessizce. “Kanıtları buraya kendi ellerinle getirdin.” Mahkeme kararları çok hızlı çıktı. Sahte tapu donduruldu. Ahmet’in mülke yaklaşması yasaklandı. Acil velayet bana verildi. Soruşturma tamamlanana kadar finansal hesaplarına bloke konuldu. Mahkeme, evrakta sahtecilik ve mal kaçırma suçlarını savcılığa sevk etti. Dışarıda muhabirler sorular haykırıyordu. Cansu, lüks çantasının arkasına saklanmaya çalışıyordu. Bir hafta sonra Ahmet’in yönetim kurulu onun görevini askıya aldı. İki hafta sonra Cansu’nun lüks dairesinde arama yapıldı. Üç ay sonra her ikisi de dolandırıcılık, sahtecilik, komplo ve zimmete para geçirme suçlarından hakim karşısına çıktı. O siyah lüks çanta, daha sonra el konulan diğer varlıklarla birlikte açık artırmada satıldı. Oradan tek bir şey bile satın almadım. Altı ay sonra, gün doğumunda, eski haline döndürdüğüm bebek odasında duruyordum. Oğullarım gümüş yıldızlı bir dönencenin altında uyuyordu. Ev sessiz, sıcak ve yeniden benimdi. Annem kahve getirdi. Babam duvardaki eğri duran bir çerçeveyi düzeltti. “Yine gülümsüyorsun,” dedi. Bebeklerime, ardından yere yayılan sabah ışığına baktım. “Hayır,” dedi sessizce. “Özgürüm.” Ve o odadan çok uzakta bir yerlerde Ahmet, benim hastanede anladığım şeyi nihayet öğreniyordu. Zalim insanlar, sessizliği genellikle teslim olmakla karıştırırlar. Ama bazen sessizlik, bir kadının tam olarak nereden vuracağını seçtiği o andan ibarettir.