Boşandığım Gün Babamın Uyarısı

Babam dosyanın içinden üç banka dekontu çıkarıp masanın üzerine yan yana koydu. Sonra gözlüğünü takarak ilk belgenin üzerindeki şirket adını parmağıyla gösterdi.“Hande, bu firmayı daha önce hiç duydun mu?” Başımı iki yana salladım. Dosyada yazan şirket adı bana tamamen yabancıydı. Üstelik faaliyet alanı organizasyon danışmanlığı olarak görünüyordu. “Geçen ay muhasebe programındaki karışıklıkları incelememi istemiştin, hatırlıyor musun?” dedi babam. “İşte o sırada bu firmaya yapılan ödemeleri fark ettim.” Dekontları elime aldım. Üç ayrı tarihte gönderilen paraların toplamı 248 bin liraydı. “Bu ödemeleri kim onaylamış?”“Belgelerde senin onayın varmış gibi gösterilmiş. Fakat asıl mesele bu değil.” Babam başka bir sayfa çıkardı. Ticaret sicili kayıtlarından alınmış bilgiler vardı. Şirket dört ay önce kurulmuştu ve ortaklarından biri Tufan’dı.Sanki biri göğsümün üzerine ağır bir taş bırakmıştı. “Tufan kendi şirketini mi kurmuş?” “Evet. Üstelik senin şirketinden para aldığı dönemde.” Bir süre konuşamadım. On iki yıl boyunca aynı evde yaşadığım adamın benden gizli bir şirket kurması zaten yeterince ağırdı. Ama benim emeğimle kazandığım paraların o şirkete aktarılmış olması bambaşka bir şeydi. “Belki gerçekten hizmet almışızdır,” dedim. Sesimdeki umutsuz savunmayı kendim bile fark ettim. Babam başını salladı. “Bunu araştıracağız. Ama faturaların açıklamalarını incele. Üçünde de benzer danışmanlık hizmetleri yazıyor. Hangi organizasyonda çalıştıkları, hangi işi teslim ettikleri belli değil.” Dosyanın üzerindeki tarihlere baktım. O günlerde büyük bir düğün organizasyonu ve iki kurumsal toplantı düzenlemiştik. Bütün tedarikçilerimizi neredeyse ezbere biliyordum. Bu şirket hiçbirinde görev almamıştı. “Baba, Tufan’ın böyle bir ödeme yaptırmaya yetkisi yoktu.”“Biliyorum. Ona yalnızca günlük organizasyon giderleri için sınırlı ödeme imkânı verdiğini söylemiştin. Bir de şu belgeye bak.” Önüme bankadan alınmış teminat talimatının örneğini koydu. Altında benim adıma atılmış bir imza vardı. İlk bakışta gerçekten benim imzamdı. Fakat kâğıdı biraz eğince tuhaf bir ayrıntı fark ettim. İmza, aylar önce imzaladığım bir sözleşmedeki imzama neredeyse tamamen benziyordu. Kalemin başlangıç noktasındaki küçük çıkıntı bile aynı görünüyordu. “Ben bunu imzalamadım,” diye fısıldadım. Babam gözlerimin içine baktı.“Ben de öyle düşünüyordum. Ama bunun nasıl hazırlandığını ancak resmî inceleme gösterebilir.” Telefon hâlâ önümde duruyordu. Bankanın araması kesilmişti ama görevlinin söyledikleri kulaklarımda çınlıyordu. Hemen geri aradım. Yetkiliye 3 milyon 200 bin liralık teminat talimatının bana ait olmadığını açıkça söyledim. İşlemin durdurulmasını, itirazımın kayıt altına alınmasını ve belgelerin incelenmesini istedim. Görevli, talimatın henüz sonuçlandırılmadığını, doğrulama sırasında beklemeye alındığını söyledi. Yazılı itirazımı da bankaya ulaştırmam gerekiyordu. Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu. “Ya aramasalardı baba?”Babam derin bir nefes aldı.“O zaman şirketini ciddi bir yükümlülüğün altına sokmaya çalışmış olabilirdi. Neyse ki banka doğrulama istemiş. Şimdi elimizdeki bütün belgeleri koruyacağız.” O gece sabaha kadar uyuyamadım. Bir tarafta biten evliliğim, diğer tarafta tehlikeye giren şirketim vardı. Ancak beni asıl yaralayan paranın miktarı değildi. Tufan’ın benimle aynı sofraya otururken, aynı evin anahtarını taşırken, bunları planlamış olma ihtimaliydi. Sabaha karşı telefonum çaldı. Arayan Tufan’dı. “Sen ne yaptığını sanıyorsun Hande?” diye bağırdı. “Neden bahsediyorsun?” “Kartlarımı kapattırmışsın! Dün otelde herkesin içinde rezil oldum.” “Benim şirket kartımla 1 milyon 780 bin liralık mücevher almaya çalışmışsın. Asıl sen ne yaptığını sanıyorsun?” Birkaç saniye sustu. “On iki yıl evli kaldık. Senin kazandıklarında benim de hakkım var.” “Boşanmadan doğabilecek hakların başka, şirket kartını kişisel alışverişinde kullanman başka.”“Sen bunu Leman yüzünden yapıyorsun.” “Hayır Tufan. Ben artık benim paramla başkalarına hediyeler almanı istemiyorum.” Sesini alçalttı. “Bu kadar büyütmesen olmaz mı? Nasıl olsa ödeyecektim.” “Neyle ödeyecektin?” Cevap vermedi. Ardından asıl sormak istediğim soruyu sordum. “Bankaya benim imzamı taşıyan 3 milyon 200 bin liralık teminat talimatını neden götürdün?” Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu. Sonunda, “Bunları telefonda konuşmayacağım,” dedi. “Öyleyse avukatımla konuşursun.” Telefonu kapattım. O an ilk kez korkumun yerini kararlılık aldı.Ertesi sabah babamla birlikte avukatıma gittim. Dosyayı masasına bıraktığımızda önce bütün belgeleri dikkatlice inceledi. “Hande Hanım, elimizde ciddi şüpheler var,” dedi. “Fakat hangi belgenin kim tarafından hazırlandığını, ödemelerin nasıl onaylandığını ve paranın hangi amaçla kullanıldığını netleştirmemiz gerekiyor.”“Paramı geri alabilecek miyim?” “Bu konuda hukuki yolları değerlendireceğiz. Önceliğimiz yeni bir zarar oluşmasını önlemek ve mevcut kayıtları güvenceye almak.” Aynı gün mali müşavirimizle toplantı yaptık. Şirket hesaplarının geçmişe dönük incelenmesini başlattık. Bankaya yazılı itirazımızı ilettik. Şüpheli belgeler ve para transferleri hakkında gerekli başvuruların hazırlanmasına karar verdik. Fakat birkaç gün sonra öğrendiklerim içimi daha da acıttı. Muhasebe bölümümüzde çalışan genç bir görevli, Tufan’ın bazı faturaları kendisine getirdiğini anlattı. Tufan, benim yoğun olduğumu, ödemelerden haberim bulunduğunu söylemişti. Görevli de e-posta üzerinden gelen onay görüntülerine güvenerek işlemleri hazırlamıştı. “Hande Hanım, gerçekten sizin bilginiz olduğunu sandım,” dedi gözleri dolarak. Ona kızmak istiyordum. Ama şirketimdeki kontrol eksikliklerinin sorumluluğundan ben de kaçamazdım. “Şimdi önemli olan her şeyi olduğu gibi anlatman,” dedim. “Kim ne gönderdiyse kayıtlarını saklayalım.” İncelemelerde, benim adıma gönderilmiş gibi görünen bazı yazışmalar ortaya çıktı. Bunların bir kısmı eski şirket belgelerimizden alınmış görüntüler içeriyordu. Ancak belgelerin kim tarafından oluşturulduğunu belirlemek için daha ayrıntılı inceleme gerekiyordu.Tufan’ın bana ne kadar yakın olduğunu düşündüm. Evimizde bilgisayarımın başında çalıştığım sayısız akşamı biliyordu. Sözleşmelerimin nerede saklandığını, hangi dönemlerde şehir dışında olduğumu, büyük organizasyonlarda ne kadar yorulduğumu biliyordu. Bir zamanlar bu yakınlığı güven sanmıştım. Şimdi ise aynı yakınlığın kötüye kullanılmış olabileceği gerçeğiyle yüzleşiyordum. Üçüncü gün bankadan yeni bir görüşme talebi geldi. Babam ve avukatımla birlikte şubeye gittim. Bankanın inceleme biriminden gelen görevli, şüpheli talimatın Tufan’ın kurduğu şirketin finansman ihtiyacıyla bağlantılı olduğunu açıkladı. Benim şirketimin sağlayacağı ileri sürülen teminatla onun şirketinin kredi kullanması amaçlanıyordu. Duyduklarıma inanamadım. “Yani kendi şirketinin borcu için benim şirketimi güvence göstermeye çalışmış?” “Belgelerden anlaşılan talep bu yönde,” dedi görevli. “Ancak doğrulama tamamlanmadığı için işlem gerçekleştirilmedi.” Babam masanın altında elimi tuttu. O küçük hareket sayesinde ağlamadan oturabildim. Bankadan çıkarken babama döndüm.