Boşanmamızın resmen kesinleşmesinden tam beş dakika sonra eski kocam

İlayda’ya hamile kalmadan önce Taylan bir süre özel bir üroloji kliniğine gitmişti. Bana bunu hiç anlatmamıştı. Araştırdıkça gerçeği parça parça öğrendim. Taylan yıllar önce sperm örneklerini dondurmuştu. İlayda ve Beril için kullanılan örnekler onlardı. Bana ise tedavinin ayrıntıları hiçbir zaman tam olarak anlatılmamıştı. O zaman bunun üzerinde durmamıştım. Ama Derya hamile kaldığını açıkladığında haftaları zihnimde hesaplamaya başlamıştım. Ve bir şey uymuyordu. Derya’nın hamile kaldığını söylediği tarihte Taylan şehir dışındaydı. Üstelik Taylan, yıllar önce saklanan örneklerinin tamamının bizim tedavimiz sırasında kullanıldığını düşünüyordu. Benim elimdeki resmi belge ise bunu doğruluyordu. Eski klinikten gelen kayıtta açıkça yazıyordu: Saklanan örneklerin tamamı imha edilmiş veya kullanılmıştı. Yeni örnek bulunmuyordu. Yani Derya’nın bebeği gerçekten on sekiz haftalıksa… Taylan’ın biyolojik oğlu olma ihtimali neredeyse yoktu. Telefonum tekrar titreşti. Bu kez arayan kişi Taylan değildi. Gülay. Açmadım. Sonra Selin aradı. Sonra bilinmeyen bir numara. Tam telefonu çantama koyacaktım ki Taylan’dan bir sesli mesaj geldi. Dinlememeye karar verdim. Ama İlayda yüzüme baktı. “Babam mı?” “Evet.” “Kötü bir şey mi olmuş?” Bir an sustum. Sonra telefonun ekranını kapattım. “Baban bazı gerçeklerle yüzleşiyor.” İlayda sadece, “Bizimle ilgili mi?” diye sordu. Bu soru kalbimi kırdı. Çünkü bir çocuk, babasının yaptığı her hatanın kendi değeriyle ilgili olduğunu düşünmemeliydi. “Hayır.” dedim. “Kesinlikle sizinle ilgili değil.” O sırada İstanbul’daki odada ise bütün dengeler değişmişti. Bunu daha sonra Selin’den öğrendim. Dr. Aslı ekrandaki kayda bakıp Derya’ya şu soruyu sormuştu: “Bu gebelikten yaklaşık üç hafta önce başka bir doğurganlık merkezinde işlem yaptırdınız mı?” Derya cevap vermemiş. Taylan dönüp ona bakmış. “Ne işlemi?” Doktor, mahremiyet nedeniyle ayrıntı veremeyeceğini söylemiş fakat Derya’nın önceki kaydında donör spermiyle ilgili bir danışmanlık görüşmesi bulunduğunu belirtmiş. O anda odadaki hava buz kesmiş. Taylan’ın babası Orhan, “Donör ne demek?” diye sormuş. Kimse cevap vermemiş. Taylan Derya’nın elini bırakmış. “Bebek benim mi?” Derya ağlamaya başlamış. Ama asıl kırılma bundan sonra yaşanmış. Çünkü doktor sadece gebelik tarihinin değil, Derya’nın eski işlem tarihinin de Taylan’la tanışmalarından öncesine denk geldiğini fark etmiş. Derya sonunda itiraf etmiş. Yaklaşık bir yıl önce, otuz beş yaşına gelmeden anne olmak istediği için tek başına doğurganlık tedavisine başlamış. Donör seçmiş. Bir işlem başarısız olmuş. Aylar sonra Taylan’la ilişkileri başladığında tedavi sürecine devam etmiş. Son denemesi başarılı olmuş. Taylan’a ise bebeğin ondan olduğunu söylemiş. “Çünkü seni kaybetmek istemedim.” demiş. Selin’in anlattığına göre Taylan uzun süre tek kelime konuşamamış. Annesi elindeki mavi battaniyeyi sandalyeye bırakmış. Orhan’ın yaptırdığı gümüş kaşık masanın üzerinde kalmış. Ve “Korkmaz ailesinin varisi” diye kutladıkları bebeğin biyolojik olarak Korkmaz ailesiyle hiçbir bağı olmadığı ortaya çıkmış. Akşamüstü yeni evimize ulaştığımızda Taylan’ın arama sayısı kırkı geçmişti. Kızların odalarını hazırlamaya çalışıyordum. Beril yatağına oyuncak ayısını koyarken, “Anne, burada babam bizi ziyaret edecek mi?” diye sordu. “İsterse edebilir.” “İster mi?” Cevap vermedim. Tam o sırada kapı zili çalmadı elbette. Ama telefonum çaldı. Bu kez açtım. Taylan birkaç saniye konuşamadı. Sonunda, “Sen biliyordun.” dedi. “Şüpheleniyordum.” “Elinde ne var?” “Eski sağlık kayıtların.” Sessizlik oldu. “Bana neden söylemedin?” Bu soru karşısında istemsizce güldüm. “Ne zaman söylemeliydim Taylan? Bana kızlarımızı istemediğini söylediğin anda mı? Yoksa Derya’nın sana oğul vereceğini anlatırken mi?” “Aydan, ben öyle demek istemedim.” “Tam olarak öyle dedin.” Sesi kırıldı. “Bebek benim değil.” “Biliyorum.” “Annem perişan.” “İlayda da aylarca perişandı.” Bu kez sustu. “Beril geceleri neden ağlıyordu, biliyor musun?” Cevap vermedi. “Çünkü sen söz verdiğin hâlde onu aramıyordun.” Uzun bir sessizlikten sonra, “Kızlarla konuşabilir miyim?” dedi. İçimden hayır demek geçti. Ama boşanırken kendime bir söz vermiştim. Taylan’ın kötü bir koca olması yüzünden çocuklarımı babalarından intikam almak için kullanmayacaktım. “İsterlerse.” İlayda’ya baktım. “Baban konuşmak istiyor.” Yüzünde hiçbir heyecan oluşmadı. “Beril konuşsun.” Beril telefonu aldı. “Baba?” Taylan’ın sesini uzaktan duydum. Beril birkaç kez “hı hı” dedi. Sonra beklemediğim bir şey söyledi. “Baba, bizim oğlan olmamamız kötü bir şey mi?” Odanın içinde zaman durmuş gibiydi. Karşı taraftan cevap gelmedi. Beril yeniden sordu. “Çünkü sen bizi bırakıp oğlanı seçtin.” Taylan’ın ağladığını o an anladım. “Hayır kızım.” dedi. “Siz kötü değilsiniz. Ben çok kötü bir hata yaptım.” Beril çocukların acımasız olmayan ama çok net dürüstlüğüyle, “O zaman bir daha yapma.” dedi. Telefon görüşmesi birkaç dakika sonra bitti. Aylar geçti. Taylan’la Derya’nın ilişkisi sona erdi. Derya bebeğini dünyaya getirdi. Taylan biyolojik baba olmadığını bilmesine rağmen doğumdan önce hukuki olarak hiçbir sorumluluk üstlenmedi. Bebeğe karşı öfke duymadı. Ben de duymadım. Çünkü o çocuk bütün bu yetişkinlerin hataları içinde tamamen masumdu. Taylan ise kızlarıyla ilişkisini düzeltmeye çalışmaya başladı. Başta kolay değildi. İlayda görüntülü görüşmelere katılmadı. Beril kısa konuştu. Ama Taylan ilk kez sabırlı olmayı öğrendi. Haftalarca aradı. Söz verdiği günlerde aradı. Doğum günlerini hatırladı. Okul gösterisi için Antalya’ya geldi. Bir gün İlayda, gösteriden sonra yanımıza yürüyen babasına kendi isteğiyle sarıldı. O anda Taylan’ın gözleri doldu. Ben birkaç metre ötede onları izliyordum. Eskiden bunun beni kıskandıracağını düşünürdüm. Ama hiçbir şey hissetmedim. Sadece huzur. Çünkü artık anlamıştım: Bir evliliğin bitmesi her zaman bir ailenin bitmesi demek değildi. Bazen yalnızca yanlış kurulmuş düzenin sona ermesi demekti. Taylan yıllarca soyadını taşıyacak bir erkek çocuğun miras olduğunu düşündü. Ama hayat ona mirasın kan bağıyla, cinsiyetle ya da soyadıyla ölçülmediğini oldukça acı bir şekilde öğretti. Gerçek miras, bir çocuğun yıllar sonra sizi hatırladığında içinde taşıdığı duyguydu. Sevilmiş miydi? Güvende hissetmiş miydi? İstenmiş miydi? Bir akşam Antalya’da balkonumuzda otururken İlayda yanıma geldi. “Anne?” “Efendim?” “Babam değişti mi sence?” Denize doğru baktım. “Bence değişmeye çalışıyor.” “Bu yeterli mi?” Gülümsedim. “Bir insan için değişmeye çalışmak başlangıçtır. Yeterli olup olmadığını zaman gösterir.” İlayda başını omzuma koydu. Beril içeriden seslendi. “Anne! Dondurma eriyor!” İlayda güldü. Ben de ayağa kalktım. O gün mahkeme koridorunda Taylan bana, “Kızları sen al. Artık bir oğlum olacak.” demişti. Aylar sonra geriye dönüp baktığımda, hayatın ona verdiği en büyük dersin Derya’nın bebeğinin ondan olmadığını öğrenmesi olmadığını anladım. Asıl ders çok daha basitti. Taylan yeni bir “varis” kazandığını düşündüğü gün, sahip olduğu en değerli iki insanı kendi elleriyle itmişti. Ve onları yeniden kazanmak için soyadı, para ya da kan bağı yetmiyordu. Bunun için yıllarca göstermediği bir şeyi göstermesi gerekiyordu: Sevgi. Ben ise o gün Antalya’ya yalnızca iki valiz ve iki kızımla gelmemiştim. Yanımda yeni bir hayat da getirmiştim. Artık kızlarım kimsenin ikinci tercihi değildi. Ben de değildim. Ve sonunda hepimiz şunu öğrenmiştik: Bir aileyi değerli yapan, adını kimin devam ettirdiği değil; kim zor zamanlarda kalmayı seçtiğidir.