Çocuklarımın benden alınmasını engellemenin tek yolunun kayınpederimle evlenmek olduğuna inanmıştım. Ancak nikah biter bitmez, bana evlilik teklifinin arkasındaki gerçek sebebi açıkladı; bu sebep, bildiğimi sandığım her şeyi sorgulamama neden oldu. Ben 30 yaşındayım, 33 yaşındaki eski kocam Serkan'dan iki çocuğum var. Oğlum Can yedi, kızım Leyla ise beş yaşında. Boşanmadan sonra hayatımdaki tek sabit onlardı. Serkan'la ilk bir araya geldiğimizde bana ve çocuklara bakacağına dair söz vermişti. Çocuklarla evde kalmanın gerçek bir ailenin yapması gereken şey olduğunu söyleyerek beni işimden ayrılmaya ikna etti. Ona güvendim. O zamanlar bu kulağa çok doğru geliyordu.Fakat zamanla işler değişti. Konuşmalarımız kısaldı. Artık kararlara dahil edilmiyordum. Onun hayat arkadaşı olmaktan çıkıp, sadece… aynı evde varlığını sürdüren birine dönüşmüştüm. Sonlara doğru Serkan bunu saklamaya gerek bile duymadı. Bir gece mutfakta bana, "Bensiz hiçbir şeysin," dedi. "Ne bir işin var ne de birikimin. Çocukları elinden alacağım ve seni onların hayatından tamamen sileceğim." "Çocuklarımı bırakmam!" Sanki hiç önemi yokmuş gibi omuz silkti. "Görürüz." İşte o an, bunun artık düzeltebileceğim bir şey olmadığını anladım. Bana sırtını dönmeyen tek bir kişi vardı: Serkan'ın babası, Pehlivan Bey. Pehlivan Bey sessiz, her şeyi gözlemleyen, eşini kaybetmiş bir duldur. Torunlarının doğum günlerine Serkan'dan daha sık gelirdi. Onlarla yere oturur, söyledikleri şey gerçekten önemliymiş gibi can kulağıyla dinlerdi. Birkaç yıl önce hastalandığımda, hastanede başımda bekleyen kişi kayınpederimdi. Serkan sadece bir kez uğradı. Pehlivan Bey ise her gün geldi. Ben bakamadığım zamanlarda çocuklarla bile o ilgilendi. Bir şekilde… tek desteğim haline geldi. Sonunda her şey tamamen yerle bir olduğunda —Serkan eve başka bir kadın getirip benden gitmemi istediğinde— gidecek başka hiçbir yerim yoktu. Annem babam yok, hiçbir akrabam yok. Yetimhanede büyüdüm. Çocuklarımı bırakmayı reddettim. Toparlayabildiğim kadar eşyayı yanıma alıp arabayla Pehlivan Bey’in evine gittim. Gelmeden önce aramamıştım. Ama vardığımızda kapıyı açtı, çocuklara ve bana baktı, ardından kenara çekildi. Tek bir soru bile sormadı. O gece, çocuklar uyuduktan sonra Pehlivan Bey’in mutfak masasında oturmuş, ne yapacağımı düşünmeye çalışıyordum. "Hiçbir şeyim kalmadı," dedim. "Oğlunuz bundan emin oldu." Pehlivan Bey tam karşıma oturdu. "Çocukların var," dedi. "Onun da elimden almaya çalıştığı tam olarak bu." Hemen cevap vermedi. Sonra hiç beklemediğim o şeyi söyledi. "Kendini… ve çocukları korumak istiyorsan… Benimle evlenmelisin." Yüzüne baka kaldım. "Bu hiç komik değil." "Şaka yapmıyorum." "Ama bunun hiçbir mantığı yok." "Hukuki olarak var. Onları evlat edinmek için başvuruda bulunabilirim." Başımı salladım. "Pehlivan Bey, siz 67 yaşındasınız." "Sen de onların annesisin. Önemli olan bu." Boşanma davası uzun sürmedi. Mücadele edecek param yoktu ve her şey zaten Serkan'ın lehine işliyordu. Dokuz yıllık evliliğin sonunda elimde neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Tek bir şey hariç. Mahkeme, ben de orada yaşadığım için çocukların Pehlivan Bey’in çatısı altında kalmasına izin verdi. Bu her şey demek değildi ama şimdilik yetiyordu. O gün eve döndüğümüzde, başka hiçbir çarem olmadığını hissederek Pehlivan Bey’in teklifini kabul ettim. Çocuklar şimdilik güvendeydi ama Serkan'ın hâlâ ortak velayeti vardı ve bundan sonra ne yapacağını kestiremiyordum. Serkan nişanlandığımızı öğrendiğinde öfkeden deliye döndü. Öfke içinde babasının evine geldi. Aksilik bu ya, kapıyı yumruklamaya başladığında evde sadece ben vardım. Kapıyı açtığımda, "Bunun işe yarayacağını mı sanıyorsun?" dedi. "Seninle tartışmayacağım," diyerek kapıyı kapatmaya çalıştım ama ayağını araya sıkıştırdı. "Zaten yapacağını yapmışsın, seni gidi...! Babamla evlenmek ne demek?!" Hiçbir şey söylemedim. Serkan hafifçe güldü. "Bu iş burada bitmedi!" Sonra arkasını dönüp gitti. Serkan düğüne gelmedi. Umrumda da değildi. Önemli olan tek şey çocuklarımdı. Nikah küçük ve hızlıca olup bitti. Kendimi bir gelin gibi hissetmiyordum. Sadece ne olduğunu tam olarak anlamadığım, kalıcı bir belgeyi imzalayan biri gibi hissediyordum. Can, törenin büyük kısmında elimi tuttu. Leyla ise sürekli eve ne zaman döneceğimizi sorup durdu. Eve vardığımızda, çocuklar bizden önce içeriye koştu. Kapı arkamızdan kapandı; Pehlivan Bey ve ben ilk kez karı koca olarak yalnız kalmıştık. Bana döndü. "Artık geri dönüş olmadığına göre, seninle neden evlendiğimi nihayet söyleyebilirim." Derin bir nefes alarak kendimi hazırladım. "Yıllar önce benden bir şey istemiştin," dedi Pehlivan Bey. "Ve ben bunu hiç unutmadım." Kaşlarımı çattım. "Neden bahsediyorsunuz?" "Serkan'ın birkaç günlüğüne ortadan kaybolduğu o zamandı. Çocuklar henüz çok küçüktü." Ve bir anda hatırladım.