Balo salonu sıcak altın ışıklarla doluydu. Avizeler kristal bardakların üzerinde parlıyor, yumuşak müzik salonda süzülüyor, şık davetliler beyaz örtülü masaların arasında fısıltıyla konuşuyordu.Dans pistinin kenarında, koyu renk takım elbiseli zengin bir adam duruyordu. Adı Richard Moreau’ydu. Bir eli, oğlunun tekerlekli sandalyesinin kolundaydı. Oğlu Ethan yedi yaşındaydı. Üzerinde küçük lacivert bir takım elbise vardı, saçları özenle taranmıştı. Gözleri ise pistte dönen diğer çocukları takip ediyordu. Babası ona her baktığında Ethan gülümsemeye çalışıyordu.Ama o gülümseme uzun sürmüyordu. Richard bunu fark etti. “Yoruldun mu, oğlum?” diye sordu. Ethan başını salladı. “Hayır, baba.” Yorgun değildi. Sadece diğerlerinin dans edişini izliyordu. Richard’ın içi acıdı. Yıllardır oğlunu her şeyden korumaya çalışmıştı: düşmekten, kötü bakışlardan, acımasız sözlerden, başarısız denemelerden. Onu dünyadaki her şeyden çok seviyordu, ama sevgisi fark etmeden korkudan yapılmış bir kafese dönüşmüştü. Tam o sırada küçük bir kız yanlarına yaklaştı. Ethan’la aynı yaşlardaydı. Üzerinde açık pembe bir elbise, ayaklarında parlak küçük ayakkabılar vardı. Tekerlekli sandalyenin önünde durdu ve doğrudan Ethan’a baktı. Babasına değil. Ona. “Seninle dans edebilir miyim?” diye usulca sordu. Ethan şaşkınlıkla gözlerini kırptı. “Benimle mi?” Daha bir şey söyleyemeden Richard hemen araya girdi. “Küçük kız, o dans edemez.” Kız gitmedi. Yeniden Ethan’a baktı. “Sadece dene,” diye fısıldadı. “Benim için.” Yakındaki davetliler sessizleşti. Bazıları üzgünce gülümsedi, bazıları ise rahatsız olup başka tarafa baktı. Ethan başını eğdi. “Ya düşersem?” Küçük kız elini dikkatlice ona uzattı. “Olmazsa gülmem.” Ethan başını kaldırdı. Bunu ona daha önce kimse söylememişti. Herkes ona dikkatli olmasını, risk almamasını, yerinde durmasını söylüyordu. Ama bu küçük kız ona başaracağına dair söz vermiyordu. Sadece deneme hakkı veriyordu. Ethan babasına baktı. Richard’ın yüzü solmuştu. “Oğlum,” dedi titreyen bir sesle, “yapma.” Ethan’ın küçük parmakları titredi. Sonra yavaşça elini küçük kızın avucuna bıraktı. Bütün salon sustu. Kız onu çekmedi. Sadece bekledi. Ethan öne doğru eğildi. Nefesi titriyordu. Bir eli sandalyenin kolundaydı, diğer eli kızın elindeydi. Richard telaşla bir adım attı. “Ethan, dur. Lütfen.” Ama Ethan fısıldadı: “Denemek istiyorum.” Sonra büyük bir çabayla kendini yukarı kaldırdı. Kolay değildi. Dizleri titriyordu. Omuzları sarsılıyordu. Küçük kız yanında durdu, yardıma hazırdı ama gülmedi ve elini bırakmadı. Yavaşça Ethan ayağa kalktı. Salondan şaşkın bir nefes yükseldi. Richard donup kaldı. Müzik hafifçe çalmaya devam ediyordu. Küçük kız gülümsedi. “Sadece ayakta durabiliriz,” dedi. Ethan dans pistine baktı. Gözleri yaşlarla doldu. “Hayır,” diye fısıldadı. “Bir adım.”