Düğün Gecesi Kabusu

3. Bölüm Özdemir Plaza, elli yedi katlı cam, çelik ve kibir kulesi olarak yükseliyordu. Ender, yönetim kurulu odasında Volkan ve üç şirket avukatıyla bekliyordu. Bir hizmetçinin diz çökmesini izleyen bir kraliçe gibi memnun görünüyordu. “Doğru seçimi yaptın,” dedi. “Henüz bir seçim yapmadım.” Volkan sabahın onunda viski dolduruyordu. “Hâlâ dram peşindesin.” Demir'in siyah belleğini masaya koydum. Odadaki hava değişti. Önce Ender'in gülümsemesi silindi. Volkan önce belleğe, sonra bana baktı. “Onu nereden buldun?” “Kocaman aldım.” “Demir’in kafası karışıktı.” “Hayır,” dedim. “Demir cesurdu.” Avukatlardan biri ayağa kalktı. “Ender Hanım, devam etmemenizi öneririm—” “Meryem,” diye düzelttim. “Adım Meryem Özdemir. Ve Demir’in oy haklarına ben sahibim.” Volkan sert bir kahkahayla araya girdi. “Veraset işlemleri bitene kadar değil.” “Dün bitti.” Bardağı ağzına giderken donakaldı. Klasörümü açtım ve kopyaları masanın üzerinden onlara doğru kaydırdım. Mahkeme kararı. Mal varlığı devri. Acil ihtiyati tedbir. Federal delil saklama tebligatı. “Ayrıca hissedarlar adına bir dava açtım,” dedim. “Dolandırıcılık, rüşvet, tanıkları sindirme, para aklama ve cinayete teşebbüs kanıtlarını teslim ettim.” Ender yavaşça ayağa kalktı. “Seni aptal küçük kız.” Bakışlarını yakaladım. “Bu cümle hastane yatağındayken kulağa daha iyi geliyordu.” Volkan belleğe doğru atıldı. Yönetim kurulu odasının kapıları açıldı. Federal ajanlar içeri girdi. Arkasından iki dedektif, savcı ve elleri kelepçeli Osman geldi. Volkan geri çekildi. “Bu çılgınlık.” Osman onu işaret etti. “İşte o.” Volkan’ın yüzünden kan çekildi. Sonra Osman, Ender’i işaret etti. “Ve bu kadın.” Ender henüz yıkılmamıştı. Cilalı bir öfkeyle ajanlara döndü. “Bu adam kendini kurtarmaya çalışan bir suçlu.” “Siz de kibar görünmeye çalışan bir katilsiniz,” dedim. Gözleri bana hiddetle döndü. Telefonuma dokundum. On dakika önce, sadece ailesinin dinlediğini sandığı anlardaki sesi odadaki hoparlörlerden yankılandı: “Demir zayıftı. Şoför dikkatsizdi. Eğer işini düzgün bitirseydi, şimdi bir sokak geliniyle pazarlık yapıyor olmazdık.” Sessizlik. Güzel, nihai bir sessizlik. Volkan fısıldadı, “Anne…” Ender, oğluna o kadar sert bir tokat attı ki başı yana savruldu. “Aptal,” diye tısladı. “Onun zararsız olduğunu söylemiştin.” Yaklaştım, bastonum mermer üzerinde tıkırdıyordu. “Hatanız buydu,” dedim. “Beni ne kadar çok kan kaybettiğime bakarak yargıladınız.” Volkan kaçmaya çalıştı. Altı adım atamadan bir ajan onu cam duvara yapıştırıp kelepçeledi. Ender kaçmadı. Sanki hapis cezası, katlanmaya karar verdiği uygunsuz bir randevuymuş gibi öylece oturdu. Yanımdan geçirilip götürülürken kulağıma eğildi. “Yine de yapayalnız kalacaksın.” Demir öldüğünden beri ilk kez sözleri canımı yakmadı. “Hayır,” dedim. “Özgür olacağım.” Davalar on sekiz ay sürdü. Volkan itirafçı olmayı kabul etti ama müfettişler Singapur’daki gizli hesapları ortaya çıkarınca bu hakkını kaybetti. Ender her teklifi reddetti, jüri önünde kederli anne rolü yaptı ve beni para avcısı bir oyuncu olarak suçladı. Sonra savcı Demir’in videosunu oynattı. Jüri onu dört saat içinde mahkûm etti. Özdemir Holding çöktü, sonra mahkeme gözetiminde yeniden yapılandırıldı. Yolsuzluğa karışan yöneticiler onunla birlikte düştü. Güvensiz projelerinin mağdurları, el konulan varlıklardan tazminatlarını aldılar. Demir’in vakfı —birlikte planladığımız o vakıf— güçlü insanlar tarafından ezilen ailelere hukuki yardım sağlamaya başladı. İki yıl sonra, denize nazır sessiz bir tepede, bastonsuz yürüyordum. Demir'in yüzüğü hâlâ kalbimin üzerinde duruyordu. Rüzgar sıcaktı. Dünya iyileşmemişti ama artık daha yumuşaktı. Cezaevi kurulundan gelen bir mektubu açtım. Ender’in temyiz başvurusu reddedilmişti. Volkan’ın cezası, başka bir dolandırıcılık suçlamasıyla uzatılmıştı. Mektubu katlayıp Demir'in mezarının yanına koydum. “Düğün gecemizin son olduğunu sanmışlardı,” diye fısıldadım. Sonra sessiz gözyaşları arasından gülümsedim. “O sadece hayatta kaldığım kısımdı.”