Dün gece 23 yaşındaki oğlum

“Yıllardır görmezden geldiğim gerçeği artık saklamamaya hazırlanıyordum.” O sabah yemek masasının üzerine yalnızca kahvaltı koymamıştım. Porselen tabakların yanına üç zarf, bir anahtar ve küçük bir ses kayıt cihazı yerleştirmiştim. En önemlisi de pencerenin önündeki sandalyeyi boş bırakmıştım. Çünkü o sandalyeye oturacak kişi, oğlumun asla görmeyi beklemediği biriydi. Saat dokuzu on geçe merdivenler gıcırdadı. Oytun eşofmanıyla aşağı indi. Yanağımda beliren morluğu görür görmez gözlerini kaçırdı ama bir özür dilemedi. Masadaki sucukları, krepleri ve çayı görünce rahatladı.“Demek sonunda akıllandın,” dedi. “Bana karşı çıkmayınca her şey ne güzel oluyor, değil mi?” Cevap vermedim. Yemek odasına geçmesini işaret ettim. İçeri adım attığında gülümsemesi silindi. Pencerenin önündeki sandalyede babası Turgay oturuyordu. Oytun'un bakışları önce babasına, ardından masadaki zarflara kaydı. “Bu ne saçmalık?” diye bağırdı. Turgay ayağa kalkmadı. “Annen dün gece beni aradı.” Oğlumun yüzü bembeyaz oldu. “Beni şikâyet mi ettin?” “Bana vurduğunu anlattım,” dedim. “Bir kere oldu! Abartmayın!” Turgay sandalyesinden kalktı. “Bir kere bile fazla.” Oytun kapıya yöneldi. Tam o sırada sokakta duran otomobili gördü. İçinde teyzesi Necla vardı. Onu destek için çağırmıştım. Herhangi bir kavga çıkarsa kapıdan uzaklaşacak, gerekirse polisi arayacaktı. Evde kimsenin beni kurtarmak için oğlumla dövüşmesini istemiyordum. “Bana tuzak kurmuşsunuz,” dedi Oytun. “Hayır,” dedim. “İlk kez bir gerçeği hep birlikte konuşacağız. İstersen çıkabilirsin. Ama artık eskisi gibi burada yaşamayacaksın.” Masadaki ilk zarfı uzattım. İçinde son iki yılda ona gönderdiğim paraların dökümü vardı. Altını çizdiğim toplam, benim aylarca biriktiremediğim kadar büyük bir meblağdı. Oytun kâğıtları buruşturdu. “Annelik yaptığın için fatura mı kesiyorsun?” “Hayır. Kendime gerçeği göstermek için bunları çıkardım.” İkinci zarfı Turgay açtı. Onun içinde de banka transferleri bulunuyordu. Şubat ayında, mart ayında, haziranda… Turgay, oğlumuza düzenli olarak para göndermişti. Üstelik Oytun bunların hiçbirini bana söylememişti. “Geçen ay senden araba sigortası için para istedi,” dedi Turgay. “Aynı gün benden de aynı gerekçeyle para aldı.”Oytun'un gözlerinde şaşkınlık değil, yakalanmış olmanın öfkesi vardı. “İkiniz de beni anlamıyorsunuz! İş bulmak kolay mı sanıyorsunuz?”“İş bulmanın zor olduğunu biliyorum,” dedim. “Ama yalan söylemek senin seçimin. Dün gece bana vurmak da öyle.” “Beni sinirlendirdin!” “Hayır, Oytun. Öfkeni yönetmek senin sorumluluğun.” Bir an sessizlik oldu. Ardından oğlum üçüncü zarfı kaptı. İçinden evin anahtarının teslimine ve eşyalarının alınmasına ilişkin hazırladığım yazılı bildirim çıktı. Bir avukatla görüşüp yasal süreci başlatacaktım. O zamana kadar evde yalnız kalmayacak, güvenliğimi sağlayacaktım. “Beni sokağa mı atıyorsun?” diye fısıldadı. İçimde bir şey kırıldı. Karşımda hâlâ bir zamanlar yaralı kuşları eve taşıyan çocuk duruyordu. Ama artık o çocuğa duyduğum sevgiyle yetişkin bir adamın davranışlarını birbirine karıştıramazdım. “Bugün burada kalmanı istemiyorum. Baban seninle geçici bir konaklama çözümünü konuşmaya hazır. Ama bunun da kuralları var.” Turgay başını salladı. “Kısa süreliğine bir oda ayarlayabilirim. Bir iş danışmanıyla görüşmene de yardım ederim. Fakat eline nakit para vermeyeceğim.” Oytun acı acı güldü. “Demek bir araya gelip beni evden kovmaya karar verdiniz.” “Bir araya gelip sana daha fazla zarar vermemeye karar verdik,” dedim. “Bana mı?” “Evet. Seni her kurtardığımızda sonuçlarına katlanmaktan biraz daha uzaklaştırdık.” Oğlum masayı itti. Çay bardağı devrildi, beyaz örtünün üzerine koyu bir leke yayıldı. Turgay hemen bana doğru yürüdü. Ben ise geri çekilip kapıya yaklaştım. “Oytun,” dedim, “şimdi dur.” Kendisine baktığımı fark edince yumruğunu sıktı. O an yeniden vurabileceğini düşündüm. Telefonumu cebimden çıkardım. “Bir adım daha atarsan polisi arayacağım.” Bu sözleri daha önce hiç böyle kararlı söylememiştim.