EK OĞLUM DÜĞÜNÜNDEN SONRA BENİMLE KONUŞMAYI KESTİ

Demir’le gençken kısa ama yoğun bir ilişki yaşamıştık. Hamile olduğumu öğrendiğim gün ona haber vermek istemiştim. Ama aynı hafta ortadan kaybolmuştu. Telefonlarıma cevap vermedi. Evine gittiğimde ailesi taşındığını söyledi. Aylar sonra Savaş’la tanıştım. Hamile olduğumu biliyordu. Hiçbir zaman ona yalan söylemedim. Batu doğduğunda hastanede yanımdaydı. İlk kez kucağına aldığında, “Bu çocuk babasız büyümeyecek,” demişti. Ve büyütmedi. Batu’nun ilk adımında oradaydı. Ateşi çıktığında sabaha kadar başında bekledi. Bisiklet sürmeyi öğretti. Okula başladığı gün sınıf kapısında ağlayan da Savaş’tı. Batu sessizce dinliyordu. “Peki Demir?” “Sen dört yaşındayken geri döndü.” Batu’nun başı bir anda kalktı. “Ne?” Kapının önüne gelmişti. Yıllar önce kaçtığını, korktuğunu ve pişman olduğunu söyledi. Batu’yu görmek istiyordu. Ben izin vermedim. Batu’nun yüzünde öfke belirdi. “Benim adıma karar verdin.” “Evet.” “Bunu yapmaya ne hakkın vardı?” “Hiçbir hakkım yoktu.” Bu cevabı beklemiyordu. Sustu. “Bunu seni korumak için yaptığımı yıllarca kendime söyledim,” dedim. “Ama artık biliyorum ki bir noktadan sonra seni değil, kendimi koruyordum.” İpek ilk kez yumuşadı. “Demir daha sonra tekrar geldi mi?” Başımı salladım. “Savaş öldükten birkaç ay sonra.” Batu ellerini yumruk yaptı. “Ve yine gönderdin.” “Evet.” “Sonra?” Çantamı açtım. İçinden küçük, yıpranmış bir kart çıkardım. Batu kartı aldı. Üzerinde bir isim, eski bir telefon numarası ve adres vardı. “Bunu neden yanında taşıyorsun?” “Çünkü yıllardır atmaya cesaret edemedim.” Batu kartı uzun süre inceledi. Sonra babasının mektubuna yeniden baktı. “Burada Savaş bir şey yazmış.” Sesi değişmişti. Mektubun son kısmını yüksek sesle okudu: “Bir gün Batu gerçeği öğrenirse annene kızabilirsin. Kızmakta haklı da olabilirsin. Ama sakın benim seni daha az sevdiğimi düşünme. Seni büyütmek hayatımda yaptığım en güzel şeydi. Biyoloji bir insanı baba yapabilir. Ama benim babalığım senin bana ilk kez ‘baba’ dediğin gün başladı.” Batu okumayı bıraktı. Ev sessizliğe gömüldü. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Ben yaklaşmadım. Sarılmaya çalışmadım. Çünkü o anda buna hakkım olmadığını hissediyordum. “Bana neden söylemedin?” diye fısıldadı. “Korktum.” “Neden?” “Gerçeği öğrenirsen Savaş’ın hatırasının değişeceğini düşündüm. Sonra beni de farklı göreceğini düşündüm.” Batu acı bir gülümsemeyle başını salladı. “Ve şimdi tam olarak bu oldu.” Sözleri canımı yaktı. Ama haklıydı. Kapıya yöneldim. “Bugün seni affetmeni istemeye gelmedim,” dedim. “Sadece neden beni hayatından çıkardığını anlamak istemiştim. Şimdi anlıyorum.” Batu cevap vermedi. Kapıyı açtım. Tam dışarı çıkacaktım ki arkamdan sesini duydum. “Demir hayatta mı?” Döndüm. “Bildiğim kadarıyla evet.” “Onu bulabilir miyim?” “Elimdeki son bilgi o kart.” Başını salladı. Ben de dışarı çıktım. Sonraki üç hafta Batu’dan haber gelmedi. Bu kez onu aramadım. Mesaj göndermedim. Bekledim. Bir pazar sabahı kapım çaldı. Açtığımda Batu karşımdaydı. Elinde Savaş’ın mektubu vardı. “Demir’i buldum,” dedi. Kalbim sıkıştı. “Görüştünüz mü?” “Dün.” Bir süre sustu. “Nasıl geçti?” Batu gözlerimin içine baktı. “Bana neden gittiğini anlattı. Korkmuş. Sonra dönmek istemiş ama sen izin vermemişsin.” Başımı eğdim. “Doğru.” “Çok kızgınım anne.” Gözlerim doldu. “Biliyorum.” “Ama Demir’le konuşurken bir şeyi fark ettim.” Bekledim. “Karşımda biyolojik babam vardı ama çocukluğumu anlatırken anlattığım adam hep Savaş’tı.” Bu kez gözyaşlarımı tutamadım. Batu bana doğru bir adım attı. “Seni hemen affedemem.” “Beklemiyorum.” “Belki uzun sürecek.” “Ne kadar gerekiyorsa.” Sonra elindeki mektubu bana uzattı. “Babamın mektubunda bir cümle daha vardı.” “Neymiş?” “‘Aile bazen kanla başlar ama sevgiyle devam eder.’” Batu birkaç saniye sustu. Sonra çocukluğundan beri her pazar yaptığı gibi mutfağa doğru baktı. “Kahvaltı yaptın mı?” O küçücük soru bana yıllardır duyduğum en güzel cümle gibi geldi. “Hayır.” Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi. O gün aramızdaki bütün yaralar kapanmadı. Geçmiş de değişmedi. Ben hâlâ yanlış bir karar vermiştim ve Batu’nun bunu kabullenmesi zaman alacaktı. Ama aylar sonra ilk kez aynı masaya oturduk. Savaş’ın mektubunu masanın ortasına koyduk. Demir’den konuştuk. Geçmişten konuştuk. Bazen ağladık, bazen sustuk. Ve sonunda Batu bana bakıp şunu söyledi: “Benden gerçeği saklaman yanlıştı anne. Ama hayatımdaki bütün gerçekleri de bu tek yalan silemez.” O anda anladım ki bazı sırlar ortaya çıktığında aileleri parçalar. Bazılarıysa insanlara yıllardır yanlış anladıkları bir şeyi öğretir: Bir insanı aile yapan şey yalnızca kimden dünyaya geldiği değil, hayatı boyunca kimin yanında kaldığıdır.