Eşim vefat ettiğinde kızım Leyla henüz altı yaşındaydı

Bölüm 2 O gece söylediklerini duyduktan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ettim. Yıllardır insan sarrafı olmuştum. Bazen gerçeği öğrenmenin en iyi yolu, insanların sizi hâlâ saf sandığını düşünmelerine izin vermektir. Aradan iki hafta geçti. Bir akşam Emir’i banyoda yıkıyordum. Köpüklerle oynuyor, oyuncak gemisini yüzdürüyordu. Birden bana baktı. Sonra küçük parmağıyla yüzümü işaret etti. — Babaanne… — Efendim canım? — Sen ne zaman öleceksin? Elimdeki sünger yere düştü. Kalbim sanki durmuştu. — Ne dedin yavrum? Emir gayet doğal bir sesle cevap verdi. — Babam söylüyor. Sen ölünce Türkiye’deki ev de bizim olacakmış. Sonra çok zengin olacakmışız. Banyodaki sıcak su bir anda buz gibi geldi bana. Çocuklar yalan söylemez. Çocuklar duyduklarını tekrar eder. O gece uyuyamadım. Sabah herkes işe gittikten sonra çalışma odasına girdim. Aylar önce Murat’ın bana verdiği eski bir tablet vardı. Şarj edip açtım. Tesadüfen değil… İçimdeki şüpheyle. Bir süre kurcaladıktan sonra e-posta hesabının açık kaldığını fark ettim. Ve hayatımın en büyük ihanetiyle karşılaştım. Murat ile bir emlak danışmanı arasında yazışmalar vardı. Türkiye’deki evimin fotoğrafları gönderilmişti. Tapu bilgileri araştırılmıştı. Hatta bir mesajda şöyle yazıyordu: “Kayınvalidem yaşlandığında evi satıp parayı Amerika’ya aktarmayı planlıyoruz.” Ama asıl darbe bir sonraki satırdaydı. “Şimdilik onu yanımızda tutuyoruz. Çocuk bakımı için yılda en az 40 bin dolar tasarruf sağlıyor.” Ben onlar için anne değildim. Ben ücretsiz iş gücüydüm. Ve gelecekte nakde çevrilecek bir mal varlığıydım. Ağlamadım. Bu kez hayır. Çünkü içimdeki kırgınlığın yerini öfke almıştı. Türkiye’deki avukatımı aradım. Aynı gün. Bütün banka hesaplarımı yeniden düzenledim. Evimin ve dükkânımın üzerine aile vakfı benzeri koruma sistemi kuruldu. Vefatımdan sonra hiçbir şey doğrudan Leyla’ya geçmeyecekti. Sonra bir bilet aldım. Ama kimseye söylemedim. Gitmeden önce son hamlemi yaptım. Bir pazar akşamı aile yemeği hazırladım. Murat’ın birkaç arkadaşı da davetliydi. Sofra kurulunca ayağa kalktım. — Size bir haberim var. Murat’ın gözleri parladı. Leyla merakla baktı. — Türkiye’deki evimi sattım. Murat neredeyse heyecandan nefessiz kaldı. Gerçekten mi? — Evet. Yüzündeki sevinci gizleyemedi. — Çok iyi olmuş. Ben gülümsedim. — Elde ettiğim parayla da yeni bir karar verdim. — Nasıl bir karar? diye sordu. Masanın üzerine dosyayı bıraktım. — Tüm mal varlığımı eğitim burslarına ve ihtiyaç sahibi çocuklara bağışlayacak bir vakfa devrettim. Odadaki sessizlik saniyeler içinde ağırlaştı. Murat’ın yüzü bembeyaz oldu. Leyla’nın çatalı elinden düştü. — Anne… ne? Dosyayı açtım. — Ayrıca bundan sonra ev kredinizin ödemelerini de yapmayacağım. Murat ayağa fırladı. — Bunu yapamazsınız! İlk kez gerçek yüzünü açıkça gösteriyordu. — Neden yapamayacakmışım? — Çünkü Leyla sizin kızınız! — Evet. Gözlerinin içine baktım. — Ama ben sizin yatırım planınız değilim. Murat’ın söyleyecek sözü kalmadı. Tam o sırada Leyla ağlamaya başladı. Önce kocasına baktı. Sonra bana. — Anne… bunların hepsi doğru mu? Tabletten çıkardığım yazışmaları önüne koydum. Leyla satırları okudukça yüzü çöktü. Birkaç dakika sonra Murat’a döndü. — Bunları gerçekten sen mi yazdın? Murat cevap veremedi. Çünkü cevap belliydi. O gece hayatlarında ilk kez ben değil, Murat evden çıktı. Bir hafta sonra Türkiye’ye döndüm. Havaalanında beni bekleyen biri vardı. Kemal Bey. Elinde küçük bir papatya demeti tutuyordu. Beni görünce gülümsedi. — Hava hâlâ soğuk mu oralarda? Aylar sonra ilk kez içten güldüm. Aradan bir yıl geçti. Leyla boşandı. Uzun süre benimle konuşmaya cesaret edemedi. Sonra bir gün kapımı çaldı. Ağlayarak özür diledi. Saatlerce konuştuk. Kolay affetmedim. Ama sonunda kızımı kaybetmek istemedim. Güven yeniden kurulması gereken bir köprüydü. Ve bu kez o köprüyü benim değil, Leyla’nın inşa etmesi gerekiyordu. İki yıl sonra Emir yaz tatilinde Türkiye’ye geldi. Bahçede birlikte otururken bana sarıldı. — Babaanne… — Efendim? — İyi ki ölmedin. Gözlerim doldu. — Ben de iyi ki ölmedim yavrum. Çünkü bazen insanlar sizi miras sanır. Ama hayat onlara geç de olsa bir gerçeği öğretir: Bir annenin değeri, geride bırakacağı mallarda değil… Hayatı boyunca verdiği sevgidedir. Ve o sevgi, hiçbir tapuya sığmaz.