Bunu nereden buldunuz?” Nursel’in sesi bir anda titredi. Az önce öfkeyle kapısının önüne çıkmış, bahçesine yerleştirdiğim şeyleri görünce bana bağırmaya başlamıştı. Ama kalabalığın arasından çıkan adam telefonunu havaya kaldırınca yüzündeki bütün renk çekildi. Adam, sokağın başında oturan emekli öğretmen Cavit Bey’di. Telefonunun ekranında gece çekilmiş bir görüntü vardı. Nursel, bahçe duvarımdan içeri giriyordu. Elinde büyük bir el feneri vardı. Ardından merdiveni dayıyor, dallara uzanıyor, meyveleri tek tek çuvallara dolduruyordu. Üstelik yalnız değildi. Yanında yeğeni Tolga vardı. Ben birkaç saniye ekrana bakakaldım. “Bu görüntü…” dedim. Cavit Bey başını salladı. “Benim evin güvenlik kamerası sizin bahçenin bir kısmını görüyor. Sabah gürültüyü duyunca kayıtlara baktım.” Nursel bir anda bağırmaya başladı. “Beni izlemeye hakkınız yok!” Cavit Bey sakin kaldı. “Ben seni izlemiyordum. Kendi evimi kayda alıyordum. Sen görüntüye girdin.” Kalabalığın içinde uğultu yayıldı. Ama Nursel’in asıl korktuğu şey görüntü değildi. Bahçesinin önüne yerleştirdiğim masaya bakıp duruyordu. Sabah saatlerce uğraşarak üç şey hazırlamıştım. Birincisi, Tarık’ın ağaçlarının geçen haftaki fotoğraflarıydı. Dallar meyvelerle doluydu. İkincisi, o sabah çektiğim fotoğraflardı. Aynı dallar kırık ve tamamen boştu.Üçüncüsü ise büyük bir kartondu. Üzerine tek bir cümle yazmıştım: “BU MEYVELER SATILIK DEĞİLDİ. BİR BABANIN ÇOCUKLARINA BIRAKTIĞI SON HASATTI.” Altına da Tarık’ın küçük bir fotoğrafını koymuştum. Onu ağaçların arasında gülümserken gösteren bir fotoğraf. Nursel önce kartona, sonra bana baktı. “Bunu kaldır.” “Hayır.” “İnsanları bana karşı dolduruyorsun.” Başımı salladım. “Hayır, Nursel. Ben yalnızca ne yaptığını saklamıyorum.” Tam o sırada Aren yanımda belirdi. Babası Tarık’ın şapkası yine elindeydi. Onu görünce içim burkuldu. Nursel de oğluma baktı. Aren, çocuklara özgü o açık ve acımasız dürüstlükle sordu: “Babamın elmaları nerede?” Sokağa bir anda sessizlik çöktü. Nursel cevap vermedi. Aren bir adım daha yaklaştı. “Babam bana onları birlikte toplayacağımızı söylemişti.” Boğazım düğümlendi Elimi oğlumun omzuna koydum. Nursel gözlerini kaçırdı. Belki ilk kez ne çaldığını gerçekten anlamıştı. Meyve değil. Bir çocuğun babasıyla yapmayı beklediği son şeyi. Ama hikâye orada bitmedi. Cavit Bey videoyu bana gönderdi. Ben de aynı gün karakola gidip görüntüleri teslim ettim. Polis memuru kaydı izledikten sonra bana dönüp: “Bahçeye izinsiz girme, mala zarar verme ve ürünlerin alınması konusunda şikâyetçi olabilirsiniz,” dedi. Tereddüt etmedim. “Şikâyetçiyim.” Tarık yaşasaydı belki bana, “Boş ver, uğraşma,” derdi. Ama bu kez konu birkaç çuval meyve değildi. Nursel önce sınırı aşmıştı. Sonra uyarıldığında geri dönüp bunu bilerek tekrar yapmıştı. Öğleden sonra iki polis onun evine geldi. Mahalledeki herkes pencerelerden bakıyordu. Nursel bu kez bağırmadı. Sadece sürekli: “Ben çalmadım. Ziyan olmasın diye aldım,” diyordu. Polislerden biri: