"Neler oluyor Levent?" diye bağırdım, sesimdeki paniği artık saklayamıyordum. Aklımdan saniyeler içinde binlerce korkunç senaryo geçti. Zorbalık? Kötü bir alışkanlık? Bir kaza? O kahverengi lekenin kan olduğuna artık emindim ve bu düşünce nefesimi kesiyordu. Levent derin bir iç çekti. "Telefonda olmaz," dedi yorgun bir sesle. "Burası senin sandığın gibi korkunç bir şey değil ama Hande'nin neden bu kadar korktuğunu anlaman için kendi gözlerinle görmen lazım. Lütfen benim evin arka tarafındaki eski garaja gel. Orada bekliyorum." Telefon kapandığında ellerim titriyordu. Üzerime ne giydiğimi bile hatırlamadan arabaya koştum. Gecenin karanlığında, sokak lambalarının soluk ışığı altında direksiyonu sıkarken kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atıyordu. On beş dakikalık yol bana saatler gibi gelmişti. Levent’in evinin sokağına girdiğimde, garajın kapısının aralık olduğunu ve içeriden cılız, sarı bir ışığın sızdığını gördüm. ## Garajdaki Sır Arabayı park edip hızla garaja doğru yürüdüm. İçeri adım attığımda burnuma keskin bir dezenfektan, tentürdiyot ve ıslak toprak kokusu doldu. Levent, eski bir çalışma masasının yanında duruyordu. Beni görünce sessizce işaret parmağını dudaklarına götürdü ve köşedeki büyük, kalın battaniyelerle oluşturulmuş yığına doğru başıyla bir işaret yaptı. Yaklaştıkça, battaniyelerin arasından gelen hafif, hırıltılı bir nefes sesi duydum. Eğilip baktığımda gözlerime inanamadım. Orada, vücudu bandajlarla sarılmış, oldukça zayıf ve bitkin düşmüş büyük bir sokak köpeği yatıyordu. Köpeğin bacağındaki beyaz sargı bezinin üzerinde, tıpkı Hande’nin bluzunda bulduğum o paslı kahverengi lekelere benzeyen kurumuş kan izleri vardı. "Bu... Bu da ne?" diye fısıldadım, şaşkınlıktan kelimeleri toparlayamayarak. "Onun adı Şanslı," dedi Levent usulca. "Hande onu yaklaşık üç hafta önce, okul dönüşü ormanlık alanın kenarındaki derin bir çukurda bulmuş. Bir araba çarpıp kaçmış olmalı. Bulduğunda çok kan kaybediyormuş. Kendi bluzunu yırtıp yarasına turnike yapmış, sonra da beni aradı. Onu veterinere götürdük, ameliyat oldu ama veteriner klinikte kalması için çok fazla ücret istedi. Hande de onu buraya, benim garajıma getirmemiz için yalvardı." Gözlerim dolmuştu. "Peki ama bunu neden benden sakladı? Neden o gizli duşlar, o sessizlik?" Levent buruk bir şekilde gülümsedi. "Çünkü sen her zaman titizdin. Evde bir hayvan olmasına, hele ki sokaktan gelmiş, yaralı ve bakıma muhtaç bir hayvana asla izin vermeyeceğini düşündü. Küçüklüğünde yaşadığın o köpek saldırısı travmasını biliyor, seni korkutmak ya da öfkelendirmek istemedi. Her gün okuldan sonra buraya gelip onun pansumanını yaptı, altını temizledi, elleriyle besledi. Üzerine sinen ilaç, kan ve barınak kokusunu alıp kızacaksın diye eve döner dönmez ilk iş olarak banyoya koşup saatlerce keseleniyordu. O yırtık bluz parçasını da muhtemelen bugün pansumanı yenilerken yanlışlıkla üzerine bulaştırdı ve sen görmeden yok etmeye çalıştı." ## Yeni Bir Başlangıç Olduğum yere çöküp yüzümü ellerimin arasına aldım. Kızımın bir sorunu olduğunu, belki de tehlikeli bir şeylere bulaştığını düşünerek kendimi yiyip bitirmiştim. Oysa benim on beş yaşındaki küçük kızım, kocaman ve merhametli kalbiyle bir canı ölümden kurtarmak için çırpınıyor, üstelik benim tepkimden korktuğu için bu ağır yükü tek başına, gizlice omuzluyordu. "Ben... Ben ne kadar kör bir anneymişim," diyerek hıçkırdım. Levent yanıma gelip destek olmak istercesine omzuma dokundu. "O çok güçlü bir kız," dedi. "Tıpkı senin gibi. Sadece bazen yanlış anlaşılmaktan çok korkuyor." O gece garajdan ayrılıp eve döndüğümde içimde fırtınalar kopuyordu. Hande’nin odasının kapısını yavaşça araladım. Mışıl mışıl uyuyordu. Yüzüne düşen bir tutam saçı usulca geriye ittim. Burnuna doğru eğildiğimde, o çok sevdiği çilekli şampuanının kokusunun altında, çok hafif ama tanıdık bir tentürdiyot kokusu aldım. Eskiden olsa bu beni çıldırtabilirdi. Ama şimdi, o koku bana sadece kızımın ne kadar muhteşem bir insan olduğunu hatırlatıyordu. Ertesi sabah uyandığında mutfağa indim ve en sevdiği pankekleri yapmaya başladım. Hande merdivenlerden uykulu gözlerle inerken beni gördü, şaşkındı. "Günaydın anne," dedi çekingen bir sesle. Ona döndüm, sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdim. "Günaydın tatlım. Kahvaltını yap, sonra hazırlan. Levent'in garajına gidiyoruz." Hande’nin elindeki su bardağı neredeyse yere düşüyordu. Gözleri kocaman oldu. "Sen... Sen biliyor musun?" Yaklaşıp ona sımsıkı sarıldım. "Biliyorum," diye fısıldadım saçlarını öperken. "Ve Şanslı'ya daha iyi bir yatak almamız gerektiğini düşünüyorum. Belki de bizim evin kapalı verandası onun iyileşmesi için soğuk bir garajdan çok daha sıcaktır, ne dersin?" Hande’nin gözlerinden yaşlar boşanırken bana öyle bir sarıldı ki, aylardır aramızda örülen o görünmez duvarın paramparça olduğunu hissettim. Korkularımla yüzleşmiş, kızımın gizli dünyasına açılan kapıdan içeri girmiştim. Ve o dünyanın ardında, kocaman bir sevgi vardı.