Hayalini kurduğum evi alabilmek için tam 12 yıl boyunca

“Biz sana para vermedik.” Sessizlik oldu. Koray’ın planının ilk çatlağı tam orada oluştu. Ben hiçbir şey söylemedim. Cengiz Bey tekrar sordu. “Koray, biz sana para vermedik. Bu ne?” Koray derin bir nefes aldı. “Baba, sadece işlemleri kolaylaştırmak için yaptığım bir şeydi.” “Neyi kolaylaştırmak?” “Burada kalmanızı.” “Burada kalmak için neden eve ortak olmuşuz gibi belge hazırlanıyor?” Nermin Hanım eşinin kolunu tuttu. “Cengiz, şimdi sırası değil.” Ama Cengiz Bey kolunu çekti. “Hayır, tam sırası.” Derya da artık Koray’a bakıyordu. “Benim adım neden sözleşmede?” Koray bir anda öfkelendi. “Çünkü hepiniz için bir gelecek kurmaya çalışıyordum!” “Ben senden bunu istemedim,” dedi Derya. “Boşandığında kimin yanına geldin?” “Senden birkaç ay kalacak yer istedim! Bana Selin’in kabul ettiğini söyledin.” O cümlede gözlerim Derya’ya kaydı. “Ne dedin?” Derya bana baktı. İlk kez yüzünde meydan okuma değil, gerçek bir şaşkınlık vardı. “Koray, senin alt kattaki bölümün zaten ailesi için ayırdığınızı söyledi. Hatta senin fikrin olduğunu söyledi.” Başımı yavaşça Koray’a çevirdim. Koray çenesini sıktı. Plan düşündüğümden daha çirkindi. Yalnızca bana yalan söylememişti. Herkese farklı bir hikâye anlatmıştı. Annesiyle babasına benim onları davet ettiğimi söylemişti. Derya’ya odasını benim seçtiğimi anlatmıştı. Bana ise hepsinin birlikte karar aldığını söylemişti. Herkesi birbirine karşı kullanıyor, sonra da kendisini aradaki tek karar verici kişi hâline getiriyordu. Aslı masaya ikinci bir dosya koydu. “Dahası var.” Koray’ın yüzündeki öfke ilk kez korkuya dönüştü. “Aslı.” Bu kez sesinde açık bir uyarı vardı. Aslı hiç etkilenmedi. “Koray Bey’in şirketinin son sekiz aydır ciddi ödeme güçlüğü içinde olduğunu öğrendik.” Başımı ona çevirdim. Bunu bilmiyordum. Koray bir adım öne çıktı. “Şirketimi bunun içine karıştırma.” Aslı devam etti. “Vergi borçları, ticari krediler ve iki ayrı tedarikçiye gecikmiş ödemeler var.” Koray’ın babası sandalye çekip oturdu. “Ne kadar?” Koray sustu. Aslı rakamı söyledi. “Yaklaşık 38 milyon TL.” Nermin Hanım ağzını eliyle kapattı. Derya fısıldadı. “Koray…” Ben ise sadece ona baktım. Bir anda bütün parçalar yerli yerine oturmuştu. 150 milyon liralık ev. Ailesini yerleştirme planı. Sahte katkı görüntüsü. Mülkiyet talebi. Koray ailesine iyilik yapmaya çalışmıyordu. Kendi batan şirketini kurtarmaya çalışıyordu. “Evi teminat göstermek istedin,” dedim. Koray cevap vermedi. “Öyle değil mi?” Sessizlik. Aslı önümdeki belgeyi çevirdi. “Hazırlanan taslaklardan biri, aile üyelerinin bu taşınmazda ekonomik menfaat sahibi olduğunu ileri sürerek ileride yapılabilecek bir finansman işleminde Koray Bey’in elini güçlendirmeyi amaçlıyor.” Koray bağırdı. “Hiçbir şey imzalanmadı!” “Çünkü imzalayamadın,” dedim. Bana döndü. “Selin, şirket zor bir dönemden geçiyor. Ben bunu düzeltebilirdim.” “Benim evimle.” “Biz evliyiz!” “Dün gece de bunu söyledin.” “Beş yıldır senin yanında duruyorum.” İşte o anda ilk kez sesimi yükselttim. “Yanımda durmakla benim yerime geçmek aynı şey değil!” Salon sessizleşti. “Ben o şirketi kurarken seni tanımıyordum. İlk müşterimi bulmak için geceleri uyumadığımda seni tanımıyordum. Maaş ödeyebilmek için kendi arabamı sattığımda seni tanımıyordum. On iki yıl boyunca o şirketi büyütürken seni tanımıyordum.” Koray’ın yüzü gerildi. “Bunu başıma kakmana gerek yok.” “Ben sana hiçbir zaman başına kakmadım. Sorun da buydu zaten.” Sesim tekrar sakinleşti. “Seni utandırmamak için sustum. İnsanlara ‘bizim şirketimiz’ dediğinde sustum. Benim kazandığım paraya ‘bizim paramız’ dediğinde sustum. Benim satın aldığım eve ‘bizim başarımız’ dediğinde sustum.” Bir adım yaklaştım. “Sen de benim sessizliğimi izin sandın.” Koray bana uzun uzun baktı. Sonra masadaki evrakları eliyle itti. “Peki ne istiyorsun?” Asıl soruyu sonunda sormuştu. “Bugün mü?” Başımı kapıya çevirdim. “Bugün aileni götürmeni istiyorum.” Nermin Hanım itiraz etmeye başladı. Ama Cengiz Bey ayağa kalktı. “Yeter, Nermin.” Karısına değil, oğluna bakıyordu. “Bize yalan söyledin.” Koray kaşlarını çattı. “Baba, ben sizi korumaya çalışıyordum.” “Hayır. Bizi kullanmaya çalışıyordun.” O söz Koray’a benim söylediklerimden daha ağır geldi. Cengiz Bey bavulunu aldı. Derya da kendi bavulunun sapını çekti. Kapıdan çıkmadan önce yanıma geldi. “Selin… gerçekten bilmiyordum.” Yüzüne baktım. O anda ona inanıp inanmamam önemli değildi. “Umarım bundan sonra birinin senin adına karar vermesine izin vermezsin.” Başını eğdi. “Umarım sen de vermezsin.” Bu kez belli belirsiz gülümsedim. “Vermeyeceğim.” Koray ailesinin ardından gitmedi. Salonda benimle kaldı. “Beni gerçekten evden mi atacaksın?” “O kelimeyi kullanma.” “Ne fark eder?” “Çok fark eder. Seni evinden atmıyorum.” Kapıyı gösterdim. “Sana ait olmayan bir evden çıkmanı istiyorum.” Yüzünde birkaç saniyeliğine eski Koray’ı gördüm. Yalvarmaya hazır olan adamı. Sonra yine öfkelendi. “Bunu sana ödeteceğim.” Aslı hemen ayağa kalktı. “Koray Bey, bundan sonra müvekkilimle bütün iletişiminizi benim üzerimden yapmanız sizin yararınıza olur.” Koray bana baktı. Belki korkmamı bekliyordu. Korkmuyordum. En azından artık ondan değil. Yukarı çıktı. Yirmi dakika sonra küçük bir valizle geri döndü. Kapıya geldiğinde durdu. “Bir gün bu yaptığından pişman olacaksın.” Cevap vermedim. Kapıyı açtım. Koray dışarı çıktı. Ben kapıyı kapattım. Ardından çilingir içeri girdi. O gün bütün kilitler değiştirildi. Takip eden aylar kolay geçmedi. Koray boşanma sürecinde ev üzerinde hak iddia etmeye çalıştı. Ancak imzaladığı mal ayrılığı sözleşmesi, şirket satış kayıtları ve evin satın alınmasındaki para hareketleri son derece açıktı. Daha da kötüsü, hazırlattığı belgeler kendi aleyhine delil hâline geldi. Ortak hesaptan yaptığı izinsiz transferleri geri ödemeyi kabul etmek zorunda kaldı. Şirketi ise birkaç ay sonra yeniden yapılandırmaya girdi. Ben hiçbir zaman ailesini suçlamadım. Cengiz Bey daha sonra kısa bir özür mesajı gönderdi. Derya da kendi evini kiraladığını yazdı. Nermin Hanım’dan ise hiç haber almadım. Buna üzülmedim. Boşanmanın kesinleştiği gün eve tek başıma döndüm. Güneş batıyordu. Havuzun yüzeyi turuncu ışıkla parlıyordu. Kutuların çoğunu hâlâ açmamıştım. Üst kattaki balkonlu odaya çıktım. Koray’ın Derya’ya vereceğini söylediği odaya. Aylar önce orayı çalışma odam yapmayı planlamıştım. Masamı pencerenin önüne yerleştirdim. Bilgisayarımı açtım. Duvara şirketimin ilk ofisinden sakladığım küçük, çerçeveli bir fotoğraf astım. Fotoğrafta 27 yaşındaydım. Ucuz bir masanın başında oturuyordum. Arkamdaki duvarın boyası dökülüyordu. Önümde ikinci el bir dizüstü bilgisayar vardı. Fotoğrafın altında yıllar önce kendime yazdığım küçücük bir not duruyordu: “Bir gün kendi hayatını kuracaksın.” Uzun süre o cümleye baktım. On iki yıl boyunca kendi hayatımı kurmanın bir şirket kurmak, para kazanmak ve güzel bir ev satın almak anlamına geldiğini sanmıştım. Yanılmışım. İnsanın kendi hayatına gerçekten sahip olması, kapısının anahtarını elinde tutmasından çok daha fazlasıydı. Kimin içeri gireceğine karar verebilmekti. Kimin kalacağına karar verebilmekti. Ve en önemlisi, sevgiyi kaybetme korkusuyla kendi sesinden vazgeçmemekti. O gece terasa çıktım. Aşağıdaki bahçeye baktım. Ev sessizdi. Ama ilk kez o sessizlik bana yalnızlık gibi gelmedi. Huzur gibiydi. Koray bana o gece, “Bu ev benim. Yarın bu evde işlerin nasıl yürüdüğünü anlayacaksın.” demişti. Gerçekten de ertesi gün ikimizden biri bu evde işlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmişti. Ama o kişi ben değildim. Kapıyı arkamdan kapatıp çalışma masama döndüm. Çünkü sonunda anlamıştım: Hayalini kurduğum şey aslında o 150 milyon liralık ev değildi. Hayalini kurduğum şey, hiç kimsenin benden izinsiz sahiplenemeyeceği bir hayattı. Ve o hayatın tapusunda yalnızca benim adım değil, benim iradem vardı.