Hayatımın aşkını kaybettikten iki yıl sonra

Aradan altı ay geçti.

Bir sonbahar sabahı, Rıza ile birlikte Kemal'in mezarını ziyaret ettik. Gökyüzü açık, hava serindi. Yanımızda beyaz papatyalar vardı; Kemal'in en sevdiği çiçekler.

Mezarın başında uzun süre sessizce durduk.

Sonra Rıza cebinden küçük bir kâğıt çıkardı. Üzerinde yıllardır içinde taşıdığı ama söyleyemediği birkaç cümle vardı. Okumaya başladı.

"Kemal... Kardeşim gibi sevdiğim dostum... Sana verdiğim sözü tuttum. Nermin'i yalnız bırakmadım. Onu korudum, yanında oldum. Ama itiraf etmeliyim ki her gün seni özledim. Her gün keşke o telefonu hiç açmamış olsaydım diye düşündüm."

Sesi titredi.

"Bugün ilk kez beni duyabileceğini umarak şunu söylüyorum: Beni affet."

Rüzgâr hafifçe esti. Papatyaların yaprakları mezarın üzerine dağıldı.

O an garip bir huzur hissettim.

Kemal'i kaybetmenin acısı hiçbir zaman tamamen geçmeyecekti. Bazı yaralar kapanmazdı; insan sadece onlarla yaşamayı öğrenirdi.

Rıza'nın elini tuttum.

"Sanırım seni affetti," dedim.

Rıza bana baktı.

"Nereden biliyorsun?"

Gülümsedim ve mezar taşındaki isme baktım.

"Çünkü Kemal hayatı boyunca insanları suçlamak yerine sevmeyi seçti."

Gözlerimiz doldu ama bu kez gözyaşlarımız yalnızca hüzünden değildi.

Dönerken son kez arkamı çevirdim.

Güneş ışığı mezar taşının üzerine vuruyordu. Sanki Kemal bize sessizce gülümsüyordu.

O anda anladım ki gerçek sevgi ölümle sona ermez.

Sevdiğimiz insanlar bazen yanımızdan ayrılırlar ama bize bıraktıkları sevgi yaşamaya devam eder.

Ve biz, onların hatıralarını taşıyarak yolumuza devam ederiz.

El ele yürürken kalbimde yalnızca tek bir cümle vardı:

Bazı vedalar bir son değildir.

Bazen, sevginin başka bir biçimde devam etmesidir.