Her kurban bayramında annem devasa bir sofra kurardı

O geceden sonra içimdeki o kördüğüm, yerini yavaş yavaş çözülen bir sükunete bıraktı. Salondaki loş ışıkta, annemin eski koltuğunda oturan Mert’e baktım. Üzerindeki o temiz takım elbise, sadece bir başarının değil; bir kadının inancının, sabrının ve hiç sönmeyen bir umudun ete kemiğe bürünmüş haliydi. Annem her Arife gecesi o tabağı paketlerken, sadece bir evsizi doyurmuyormuş; benim gelecekteki abimi, sığınacağım o güvenli limanı ilmek ilmek işliyormuş.

---

### Ortak Bir Miras

Zaman, yasın o keskin köşelerini tamamen yok etmiyor ama insanı o acıyla yaşamaya alıştırıyor. Annemin yokluğu evde hâlâ büyük bir boşluktu; fakat artık o boşluk feryat figan bir yalnızlıkla değil, onun bıraktığı sevginin sıcaklığıyla doluydu.

Mert sözünü tuttu. Ne bir adım arkamda kaldı ne de beni bunaltacak kadar önüme geçti. Sadece, tam da annemin istediği gibi, dünyanın çok ağır geldiği anlarda omzumu yaslayabileceğim bir dağ oldu. Arabam bozulduğunda, iş yerinde canım sıkıldığında ya da sadece annemi özleyip ağlamak istediğimde telefonun ucunda hep o vardı.

Birkaç ay sonra Mert beni kendi çalıştığı yere, küçük bir ahşap atölyesine götürdü. İçerisi talaş ve taze ağaç kokuyordu. Kendi elleriyle yaptığı masaları, dolapları gösterirken gözlerindeki gururu gördüm.

> "Annen bana bu mesleği kazandırdığında," dedi elindeki zımpara kağıdını kenara bırakarak. "Bana sadece bir iş vermedi Aylin. Bana bu hayatta tutunacak bir dal, bir kimlik verdi. Artık çamaşırhanedeki o görünmez adam değildim. Birinin hayatında yer kaplayan, üreten bir Mert’tim."

---

### Ertesi Yıl: Gelenek Yaşıyor

Bir sonraki bayram geldiğinde, mutfağa bu kez yalnız girmedim. Fırından yükselen o nar gibi kızarmış tavuğun, tereyağlı pürenin ve mısır ekmeğinin kokusu yine tüm apartmanı sardı. Ama bu sefer tezgahın bir ucunda ben vardım, diğer ucunda ise kollarını sıvamış, patatesleri ezen Mert.

İki tabak hazırladık. Birini kendimiz için masaya koyduk; diğerini ise pırıl pırıl bir folyoya sarıp, annemin o her zaman yaptığı büyük dikkatle poşete yerleştirdik. Düğümü bu kez ikimiz birlikte attık.

Evden çıkıp arabaya bindiğimizde hava buz gibiydi. Ama bu sefer içim üşümüyordu. Direksiyonu Mert devraldı ve arabayı sokağın sonundaki o eski çamaşırhaneye değil, kasabanın diğer ucundaki yetimhaneye ve sokak barınaklarına doğru sürdü.

---

### Son Söz

Annemin bana bıraktığı en büyük miras, banka hesapları ya da o eski ev değildi. Onun mirası, insan kalabilmenin, kimse bakmıyorken bile birinin elinden tutabilmenin o sessiz asaletiydi.

Mezarlığa tekrar uğradığımızda, Mert ile birlikte annemin başucuna bu kez taze kır çiçekleri bıraktık. Rüzgar saçlarımızı uçururken içimden ona seslendim: *“Sırrını anladım anne. Emanetin güvende. Ve sevgin, her bayram o sıcak tabaklarda yaşamaya devam edecek.”*

Mert elimi tuttu, hafifçe sıktı. Başımı onun omzuna koydum. Biz kan bağıyla bağlanmamış bir aileydik; bizi birbirimize bağlayan şey acı, minnet ve bir kadının kalbinden taşan o sonsuz merhametti. Seçtiğimiz ve bizi geri seçen türden bir aile... Ve bayram, tam olarak buydu.