Huzurevindeki 76 yaşındaki yaşlı kadın bağırarak, Sırtıma dokunma dedi

“Gülay?” Gülay dizlerinin üzerine çöktü. “Evet teyze… yaşıyorum… sizin sayenizde.” Fatma Hanım yüzünü kapattı. Yıllardır içinde kilitli kalan gözyaşları bir anda boşaldı. “Kimsenin beni böyle görmesini istemedim… insanlar benden korkmasın diye…” dedi kırık bir sesle. Gülay onun elini tuttu. “Sırtınızdaki iz korkunç değil. O benim hayatımın başlangıcı.” Oda sessizdi. Elif, Rüya ve birkaç yaşlı kadın hiçbir şey söyleyemedi. Gülay yavaşça sordu: “Bakabilir miyim?” Fatma Hanım uzun süre sustu. Sonra ilk kez bağırmadan, saklamadan sırtını Gülay’a döndü. Gülay izlere baktı. Gözlerinde korku yoktu; sadece derin bir saygı vardı. Çok yavaş bir şekilde Fatma Hanım’ın sırtına dokundu. “Teşekkür ederim…” diye ağladı. “Her nefesim için… kızım için… her doğum günüm için… annemin son umudu için…” Fatma Hanım onu kendine çekti. İkisi, 40 yıllık bir kopuşun aynı anda tamamlandığı gibi ağladı. O günden sonra 7 numaralı oda artık “inatçı teyzenin odası” olmadı. Çiçeklerle, tatlılarla ve ziyaretçilerle doldu. Gülay her pazar geldi. Rüya vardiyadan sonra sıcak ev yemekleri getirdi. Elif artık bir bakıcı değil, evin kızı olmuştu. Fatma Hanım yemek salonuna yeniden inmeye başladı. İlk kez herkesin önünde gülerek çay içti. Bir gün Elif’e, “Bugün kapıyı açık bırak,” dedi. Elif anladı. Korkunun kapısı kapanmıştı. Akşam, huzurevinin küçük bahçesinde Gülay dedi ki: “Ben sana teşekkür etmeye gelmiştim. Ama şimdi anlıyorum… sen hiçbir şey kaybetmedin. Bir hayat kurtardın.” Fatma Hanım gökyüzüne baktı. Gözlerinde ilk kez utanç değil, huzur vardı. Gülay onun elini alıp alnına koydu ve fısıldadı: “Senin leke sandığın şey, benim için bir annenin kucağından bile daha kutsal bir yerdi.”