İki Kız Kardeşimle DNA Testi Yaptırdık

Doktorlar bunun kalıcı olup olmayacağını o zaman kesin olarak söyleyememişti. 'Peki beni neden çocuk olduğuma inandırdınız?' diye sordum. Mukadder teyze gözlerini kapattı. 'Çünkü seni koruduğunu söyleyen insanlar, aslında kendi yaptıklarını gizlemek istiyordu.' Lale ayağa kalktı. 'Bizim doğum tarihlerimiz de mi sahte?' 'Evet. İkiniz de 1974 yılının kasım ayında doğdunuz. Ama nüfus kayıtlarına farklı yıllarda geçirilmişsiniz.' 'Bir dakika,' dedim. 'O zaman bugün altmış üç yaşında değilim.' 'Yetmiş dört yaşındasın, Meral.' Bu sözleri duyduğumda sanki oturduğum sandalyenin altındaki zemin kayboldu. On bir yıl. Hayatımdan on bir yıl alınmıştı. Mukadder teyze anlatmaya devam etti. 'İlk yıllarda seni evde tuttular. Sana çocukluğundan kalan eşyaları gösterdiler, eski olayları yeniden anlattılar. Sonra yaşına uymayan okul kayıtları, kimlikler ve fotoğraflarla yeni bir geçmiş oluşturdular. Seni 1960'ların sonunda doğmuş bir çocuk gibi göstermeleri gerekiyordu. En sonunda 1963 tarihini kullandılar.' 'Buna nasıl inanmışım?' 'Her şeye bir anda inanmadın. Çok soru sordun. Ama belleğinde boşluklar vardı. Soru sordukça sana hasta olduğunu, bazı şeyleri karıştırdığını söylediler.' Teyzem ağlamaya başladı. 'Ben de onların söylediklerine karşı çıkamadım.' Sezin masaya eğildi. 'Bütün bunların sebebi kim? Babamız kim?' Mukadder teyze cevap vermeden önce uzun süre bekledi. 'Sizi büyüten Rahmi'nin ağabeyi. Nihat.' Lale'nin yüzündeki renk çekildi. 'Nihat amca mı?' Çocukluğumuz boyunca bayramlarda gelen, bize hediyeler getiren, aile toplantılarında herkesin saygıyla karşıladığı adam. Yıllar önce öldüğünde cenazesine katıldığımız adam. Mukadder teyze başını salladı. 'Onun Meral üzerinde kurduğu baskıyı öğrendiğimde artık çok geçti. Meral onun yanında çalışıyordu. Ailesinden uzaktaydı. Nihat hem geçimini hem de kalacağı yeri kontrol ediyordu.' Boğazım düğümlendi. Hatırlamadığım bir geçmişin parçaları zihnimde yer arıyordu. Teyzem, bana zarar veren olayın ayrıntılarına girmedi. Bunun yerine o günlerde yardım istemeye çalıştığımı, fakat aile içindeki güçlü insanların beni susturduğunu anlattı. İkizler doğduğunda Nihat'ın evli olduğunu söyledi. Skandalın ortaya çıkmasını istememişti. Rahmi ve eşi Perihan, yani bizim anne babamız sandığımız insanlar, olayın üstünü örtmeyi kabul etmişlerdi. 'Perihan sizin gerçek anneniz değildi,' dedi Mukadder teyze. 'İkinci dereceden akrabanızdı. Rahmi de Nihat'ın kardeşiydi. İkizleri kendi çocukları gibi büyütmeye karar verdiler.' 'Peki ya ben?' 'Seni de ailenin büyük kızı olarak gösterdiler. İkizlerin annen olduğunu öğrenmemesi için yaşını ve geçmişini değiştirdiler.' Söylediklerini kabullenmek istemiyordum. 'Bunları nasıl kanıtlayacağız?' dedim. Mukadder teyze bu kez dolabından kalın bir dosya çıkardı. 'Perihan ölmeden önce bunu bana bıraktı. Bir gün gerçek ortaya çıkarsa size vermemi istedi.' Dosyada eski bir hastanenin doğum kayıtlarının kopyaları, benim gerçek adıma düzenlenmiş bazı belgeler ve iki bebeğin aynı gün dünyaya geldiğini gösteren bilgiler vardı. En altta da Nihat'ın yıllar önce yazdığı bir mektup bulunuyordu. Mektubu açmak istemedim. Lale elimden tuttu. 'İstersen ben okurum.' Başımı salladım. Lale birkaç satır okuduktan sonra durdu. Nihat, çocukların kendisinden olduğunu bildiğini yazmıştı. Ancak bunu hiçbir zaman kabul etmeyeceğini, aile düzeninin bozulmaması gerektiğini söylüyordu. En sarsıcı cümlesi şuydu: 'Meral'in geçmişi hatırlamaması hepimiz için en iyisi.' Mektup ellerimin arasından kaydı. Demek ki benim unutkanlığım bazı insanlar için bir fırsata dönüşmüştü. Sezin ağlamaya başladı. 'Bizi yıllarca kendi annemizden uzak tutmuşlar.' Ona sarılmak istedim ama kollarımı hareket ettiremedim. İçimde aynı anda hem bir anne hem de ihanete uğramış bir kadın uyanıyordu. O gece üçümüz de ayrı evlerimize dönmedik. Lale'nin salonunda sabaha kadar oturduk. Kimse büyük sözler söylemedi. Bazen birbirimizin elini tuttuk. Bazen yıllardır hatırladığımız aile anılarının hangisinin gerçek olduğunu düşündük. Sabaha karşı Sezin sessizce sordu: 'Sana artık anne mi demeliyiz?' Bu soru kalbimin en derin yerine dokundu. 'Bilmiyorum,' dedim. 'Ama bana nasıl seslenirseniz seslenin, sizi sevmekten vazgeçmeyeceğim.' Ertesi hafta yeniden DNA testi yaptırdık. Bu kez kimliklerimiz laboratuvarda kontrol edildi, örnekler görevli tarafından alındı ve sonuçlar bağımsız olarak doğrulandı. Sonuç yine aynıydı. Lale ve Sezin benim biyolojik kızlarımdı. Üstelik birbirleriyle ikiz kardeş oldukları da doğrulanmıştı. Fakat babalarının kimliği konusunda elimizde yalnızca eski mektup ve aile anlatımı vardı. Bu nedenle kesin konuşmak istemedik. Bir avukatla görüştük. Yıllar önce değiştirilmiş olabilecek nüfus kayıtları için hukuki inceleme başlatabileceğimizi öğrendik. Avukat bize eski belgelerin tek başına yeterli olmayabileceğini, hastane arşivlerinin ve nüfus kayıtlarının karşılaştırılması gerektiğini anlattı. Önümüzde uzun bir süreç vardı. Ama artık geri dönmeye niyetimiz yoktu. En beklenmedik gelişme iki hafta sonra yaşandı. Mukadder teyze beni telefonla aradı. 'Meral, sana söylemediğim bir şey daha var.' Kalbim hızlandı. 'Daha ne olabilir?' 'Bir kadın seni görmek istiyor. Adı Gülendam.' Bu ismi daha önce hiç duymamıştım. 'Kim o?' 'Senin gençliğinde en yakın arkadaşındı. Seni yıllardır arıyormuş.' İki gün sonra küçük bir çay bahçesinde buluştuk. Karşımda oturan yetmişli yaşlarındaki kadın beni görür görmez ağlamaya başladı. 'Gözlerin hiç değişmemiş,' dedi. Çantasından bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta ikimiz yan yana duruyorduk. Arkamızda bir terzi dükkânı vardı. 'Birlikte çalışırdık,' dedi. 'Sen çok güzel elbise dikerdin. Hatta kendi atölyeni açmayı hayal ederdin.' Elbiseler. Birden zihnimde dar bir oda, eski bir dikiş makinesi ve pencere kenarına asılmış mavi bir kumaş belirdi. Gülendam elimi tuttu. 'İkizlere hamile olduğunu öğrendiğin gün bana gelmiştin. Çok korkuyordun. Sana yardım bulacağımıza söz vermiştim.' 'Neden sonra görüşmedik?' 'Seni hastaneye götürdüklerini söylediler. Bir süre sonra da başka şehre taşındığını öğrendim. Bana hiçbir adres vermediler.' Gülendam'ın anlattıkları, dosyadaki bazı boşlukları dolduruyordu. Ama en önemlisi, bana yalnızca acı çekmiş bir insan olmadığımı hatırlatmasıydı. Bir zamanlar hayallerim vardı. Çalışıyordum. Arkadaşlarım vardı. Kendi kararlarımı verebildiğim bir hayat istiyordum. O günden sonra bir psikologla görüşmeye başladım. Belleğimin eksik bölümlerinin kendiliğinden geri döneceğinin garantisi olmadığını biliyordum. Geçmişi hatırlamak için kendimi zorlamamaya karar verdim. Eski belgeleri inceledikçe başka ayrıntılar ortaya çıktı. Hastane kayıtlarında doğum yaptığım yıl ve ikizlerin bilgileri bulunuyordu. Rahmi ile Perihan'ın yıllar sonra başvurduğu nüfus işlemlerinde ise birbirini tutmayan tarihler vardı. Avukatımız bunları ilgili makamlara sundu. Süreç boyunca ailemizin geçmişini komşulara ya da akrabalarımıza anlatmadık. Ne yaşadığımızı kimin bilmesi gerektiğine kendimiz karar verdik. Aylar sonra mahkeme, toplanan belgeler ve genetik incelemeler doğrultusunda annelik bağının düzeltilmesine karar verdi. Yaşlarımızla ilgili kayıtların düzeltilmesi için de gerekli işlemler başlatıldı. Nihat'ın babalığı ise o aşamada hukuken kesinleşmedi. Onunla ilgili iddiaları araştırmak için ayrı bir dosya hazırlandı. Bizim için önemli olan, belirsizliği gizlemek yerine gerçekle yüzleşmekti. Bir akşam Lale beni evine çağırdı. Masada eski bir fotoğraf albümü vardı. 'Bunları yeniden düzenliyoruz,' dedi. Albümün ilk sayfasına üçümüzün gençlik fotoğrafını koymuştu. Altına küçük bir not yazmıştı: 'Birbirimizi hangi isimle tanırsak tanıyalım, sevgimiz gerçekti.' Sezin de yanımıza oturdu. 'Çocuklarımıza ne söyleyeceğiz?' diye sordu. Bu soruyu uzun zamandır düşünüyordum. 'Gerçeği,' dedim. 'Ama herkesin kendi hızında öğrenmesine izin vererek.' Sonraki haftalarda yetişkin çocuklarımızla ayrı ayrı konuştuk. Bazıları şaşırdı, bazıları ağladı. Kimileri hemen soru sordu, kimileri düşünmek için zaman istedi. Hiçbirini taraf seçmeye zorlamadık. Bir yıl sonra yetmiş beşinci yaş günümü kutladık. Hayatım boyunca yanlış tarihte kutladığım doğum günlerimin ardından ilk kez gerçek yaşımı biliyordum. Lale ve Sezin bana küçük, ahşap bir kutu hediye etti. İçinde üç gümüş bileklik vardı. Her birinin üzerinde aynı kelime yazıyordu: 'Birlikte.' Lale bilekliğimi takarken gülümsedi. 'Bunca yıl sana abla dedim. Bundan sonra ne diyeceğimi hâlâ bilmiyorum.' Onun yanağını okşadım. 'İçinden ne geliyorsa onu söyle.' Sezin başını omzuma yasladı. 'Ben bazen anne demek istiyorum,' dedi. Gözlerim doldu. 'O zaman anne de.' O akşam sofrada ilk kez geçmişi çözmeye çalışmadık. Birlikte yemek yedik, eski şarkılar dinledik ve Gülendam'ın getirdiği dikiş makinesinin başında gülerek fotoğraf çektirdik. Kaybettiğim yılları geri alamazdım. Bana söylenen yalanları da yaşanmamış hâle getiremezdim. Ama sonunda şunu anlamıştım: Anneliğim benden saklanmıştı, sevgim değil. Kızlarımı büyüttüğümü hatırlamıyordum. Onların ilk adımlarını, ilk kelimelerini ya da okulun ilk gününü bir anne olarak yaşayamamıştım. Fakat önümüzde hâlâ paylaşabileceğimiz günler vardı. Doğum günü pastasının mumlarını üflerken ikisinin ellerini tuttum. Bir zamanlar ailemizi ayakta tuttuğunu sandığımız sırlar bizi birbirimizden uzaklaştırmıştı. Gerçek ise canımızı acıtsa da kendi hayatlarımızı geri vermişti. Artık kim olduğumu biliyordum. Ve bundan sonra yaşayacağım hiçbir günün başkalarının yazdığı bir yalanın içinde geçmesine izin vermeyecektim.