Nedret Hanım sesini alçalttı ama arkasındaki kaosu hâlâ duyabiliyordum: Toplam tutarı tekrarlayan bir garson, birbirinin sesini bastırarak konuşan misafirler ve Kaan’ın neler olduğunu sorması...
“Leyla,” dedi aniden yapmacık bir tatlılıkla, “çocuklaşma lütfen. Bu durum çok küçük düşürücü.”
“Kulağa talihsiz geliyor,” diye cevap verdim.
“Bu işlerin nasıl yürüdüğünü biliyorsun. Ben aile etkinliklerini karta yazarım, sonra sen onu halledersin.”
“Hayır,” diyerek onu düzelttim. “Eskiden hallederdim. O durum bu sabah sona erdi.”
Sertçe nefes verdi. “Senin için yaptığımız bunca şeyden sonra mı?”
Neredeyse yine kahkahayı basacaktım.
Benim için yaptıkları bunca şey...
Düğünümüzde Nedret Hanım beni misafirlere “hamarat ama pek de öyle seçkin bir aileden sayılmaz” diye tanıtmıştı. İşimi büyütmek için günde on altı saat çalıştığımda, insanlara Kaan’ın “benim bu küçük girişimcilik hevesimi hoş gördüğünü” söylemişti. Otuz üç yaşındamda düşük yaptığımda ise, muhtemelen “o ufacık organizasyon hobisinin” yarattığı stresin buna sebep olduğunu ima etmişti.
Huzur bozulmasın diye o kadar çok şeyi sineye çekmiştim ki, susmak artık bir refleks haline gelmişti. Ama boşanma bana yeni bir şey öğretmişti.
Sınırları.
“Nedret Hanım,” dedim, “oğlunuzdan boşandığım günü kutlamak için bir ziyafet verdiniz. Kız arkadaşını benim yerime geçen yeni kişi olarak tanıttınız. Ve her nasılsa bunun parasını benim ödememi bekliyorsunuz.”
“Lafı çarpıtıyorsun,” diye çıkıştı.
“Öyle mi yapıyorum?”
“Kaan kartın hâlâ aktif olduğunu söylemişti.”
İşte bakla ağzından çıkmıştı.
Arka planda Kaan’ın, “Anne, telefonu bana ver,” dediğini duydum.
Bir hışırtının ardından onun sesi hatta belirdi.
“Leyla, dinle,” diye başladı. “Bunların hepsi bir yanlış anlaşılma.”
“Hayır Kaan. Bu sadece bir restoran hesabı.”
“Annemi berbat bir duruma düşürüyorsun.”
“Benim boşanmamı kutlamak için otuz iki kişiyi davet ettiğinde o durumu kendisi zaten gayet iyi başardı.”
Sessizliğe gömüldü.
Kısa bir saniye için, eskiden kim olduğunu hatırladım. Grip olduğumda yatağın bensiz çok boş hissettirdiğini söyleyerek yanımda yerde uyuyan adamı. İlk organizasyon siparişimi o paslı kamyonetiyle teslim eden ve ilk kurumsal hesabımı bağladığımda ağlayan adamı...
Sonra eve üzerinde Aylin’in parfüm kokusuyla gelip, sanki ihanet kaçınılmaz bir doğal afetmiş gibi, “Farklı yönlere doğru geliştik,” diyen adamı hatırladım.
“Bu gece kenarda duran on sekiz bin liradan fazla param yok,” diye mırıldandı.
“Bu çok ilginç,” dedim. “Anneniz, heyecan verici yeni bir hayata başladığınızı anlatır gibi bir hava yaratmıştı.”
“Yapma böyle.”
“Ben bir şey yapmıyorum.”
“Kartı bilerek kapattın.”
“Evet,” dedim. “Boşanma anlaşması kesinleştikten sonra. Çünkü o benim şirket kartımdı.”
“O şirkette benim soyadım var.”
“Ve benim vergi numaram, benim ruhsatlarım, benim sözleşmelerim, benim maaş kayıtlarım ve senin ona sadece bir hobi projesi dediğin zamanlardan kalma yılların borcu var.”
Telefona doğru ağır ağır nefes alıp verdi.
Arka planda Aylin’in, “Ödüyor mu ödemiyor mu?” diye sorduğunu duydum.
Bu soru sanki cam kırığı gibi battı.
Kaan telefonu beceriksizce kapattı. “Bana bir saniye ver.”
Ardından Nedret Hanım’ın fısıltısını duydum: “Ödemek zorunda. Rezil olmamıza izin vermez.”
İşte bu, kopan son iplikti.
Dizüstü bilgisayarımı açtım, ticari hesaba girdim ve Nedret Hanım’ın şahsi harcamalarını gösteren üç yıllık hesap dökümünü indirdim. Sonra her şeyi Kaan’a, onun avukatına ve kendi avukatıma e-posta ile gönderdim.
Konu satırı: Şirket Kartının Yetkisiz Kullanımı.
Kaan e-postayı neredeyse anında gördü.
“Az önce ne gönderdin sen?” diye hesap sordu.
“Belgeleri.”
“Leyla.”
“İki seçeneğin var,” dedim sakince. “Ya bu gece o restoranın hesabını ödersiniz ya da avukatına, boşanma davası sürecinde annenin neden benim ticari hesabımı şahsi harcamaları için kullandığını açıklarsın.”
Sesi alçaldı. “Beni tehdit mi ediyorsun?”
“Hayır. Kendimi koruyorum.”
Bir sessizlik daha oldu, bu seferki daha uzundu.
Sonra belli belirsiz, Kaan’ın yanındaki birine, “Kartına ihtiyacım var,” dediğini duydum.
Aylin anında cevap verdi: “On sekiz bin lira için mi? Kaan, kesinlikle olmaz.”
Nedret Hanım sanki tokat yemiş gibi nefesini çekti.
Biri adımı bir daha ağzına almadan önce telefonu kapattım.
On iki yıl sonra ilk kez, gece boyunca huzur içinde uyudum.