Kapıdan eve kadar uzanan yol, kahkahalarının yavaşça sönmesine yetecek kadar uzundu. Bir yanda lavanta bahçeleri ve uçsuz bucaksız bir göl manzarası uzanıyordu. Diğer yanda ise at haraları, hizmet araçları ve sessiz bir disiplinle hareket eden personel vardı.
“Burası otel falan olmalı,” diye fısıldadı Pelin. “Ya da kiralanmış bir mekândır,” diye ekledi Neriman Hanım, her ne kadar sesindeki eminlik kaybolmuş olsa da…
Vardıklarında onları bir kâhya karşıladı. “Tünaydın. Meryem Hanım sizi terasta bekliyor.”
İçerideki her şey kalıcılığın bir kanıtı gibiydi; sanat eserleri, taş zeminler, yüksek tavanlar ve mekâna dolan gün ışığı… Hiçbir şey emanet gibi durmuyordu.
Dışarıya yönlendirildiler; orada şık yemek takımları, taze çiçekler ve kristal kadehlerle donatılmış uzun bir masa hazırlanmıştı. Aşçılar bir yanda yemekleri hazırlarken hafif bir müzik çalıyordu.
Sonra ben göründüm. Derin mavi bir elbise içinde, daha önce hiç görmedikleri kadar kendinden emin ve mağrur bir tavırla sakince yürüdüm.
“Meryem,” dedi Murat, zoraki bir gülümsemeyle. “Burasını sana kim ödünç verdi?” “Kimse,” dedim. “Şakayı bırak,” diye çıkıştı Neriman Hanım. “Senin buraya asla gücün yetmez.”
O sırada asistanım yanıma yaklaştı. “Meryem Hanım, devir evrakları hazır. Ayrıca Karahanlı Grubu yönetim kurulu, Pazartesi günkü açıklamadan önce sizinle bir görüşme talep etti.”
Murat donup kaldı. “Ne yönetim kurulu?”
Dosyayı masanın üzerine bıraktım. “Sizin aile şirketiniz.”
Ortalığa bir sessizlik çöktü. “İki yıldır,” diye devam ettim, “işleriniz isimsiz bir yatırımcı sayesinde ayakta kalıyordu. Borçları ödeyen, sözleşmeleri kurtaran ve bankanın her şeye el koymasını engelleyen biri sayesinde…”
Murat yavaşça öne çıktı. “…O sen miydin?”
Terastaki ekran aydınlandı; video konferansta bekleyen avukatlar göründü. Neriman Hanım sarsılmış bir halde fısıldadı: “Bana bunun gerçek olmadığını söyle…”
Gözlerinin içine dik dik baktım. “Evet,” dedim. “Benim.” Bakışlarımı üzerlerinden çekmedim. “Siz beni masanın en ucuna oturtup oraya ait değilmişim gibi davranırken, ben şirketinizi hayatta tutuyordum.”
Murat bir şeyler söylemeye çalıştı ama beceremedi. “Soyadım olan Varol, annemden gelir,” diye devam ettim. “Kendisi büyük bir finans şirketi kurmuştu, ben de onu büyüttüm. Siz insanlara benim sadece dekorasyondan anladığımı anlatırken, ben şehirler arası dev anlaşmalar bağlıyordum.”
Hava bir anda değişti. Bazıları gözlerini kaçırdı. “Bilmiyordum,” dedi Murat güçlükle. “Hiç sormadın ki,” diye cevap verdim. “Bunu düzeltebiliriz,” dedi. “Biz evliydik—” “Hayır,” diye sözünü kestim. “Sen beni değil, benden üstün hissetmeyi seviyordun.”
Neriman Hanım öne atıldı. “Affet beni kızım. Ben sadece ailemi korumaya çalışıyordum.” Başımı salladım. “Siz onları korumuyordunuz. Siz onların zalimliğine çanak tutuyordunuz.”
Ekrandan bir avukatın sesi duyuldu: “Meryem Hanım, finansal destek hattı yarın itibarıyla çekiliyor. Karahanlı Grubu banka denetimine girecek.”
Murat paniğe kapıldı. “Bunu yapamazsın! O şirketten ekmek yiyen insanlar var!” “Bu yüzden şirketi daha önce kapatmadım zaten,” diye cevap verdim sakince. “Çalışanlar korunacak. Sözleşmeler devam edecek. Bugün sona eren tek şey, sizin imtiyazlarınız.”
Neriman Hanım ağlamaya başladı ama artık çok geçti. Murat bana uzanmaya çalıştı. “Seni sevmiştim…” Geri çekildim. “Hayır. Sen benim üzerimde olmayı sevdin.”
Personele işaret verdim. “Yemeğe geldiğiniz için teşekkürler. Yemekler bir aşevine bağışlanacak. Şimdi gidebilirsiniz.” “Bizi kovuyor musun?” diye bağırdı Neriman Hanım.
Kapıyı işaret ettim. “Bu evde çöpler Salı günleri dışarı çıkarılır. Bugün de Salı.”
Sessizlik içinde gittiler. Ne bir kahkahaları kalmıştı ne de gururları. Sadece gerçekle baş başaydılar.
Kapılar arkalarından kapandığında yavaşça nefesimi verdim. Bu bir intikam değildi. Bu, huzurdu.
Çünkü gerçek zenginlik, sahip olduklarınla ilgili değildir; Sana sadece senden üstün olduklarını sandıklarında değer veren insanlardan ne zaman vazgeçeceğini bilmekle ilgilidir.