Kapı ana giriş kapısı yavaşça açıldı

Büyükannem Ayşe içeri, sanki az önce torununun kendi evinden kovulduğunu duymamış gibi girdi. Omuzlarında siyah bir kaban vardı, dudakları koyu kırmızı rujluydu ve kolunun altında benimkine tıpatıp benzeyen bir dosya taşıyordu. Arkasından gri takım elbiseli, ince çerçeveli gözlüklü bir adam ve elinde tablet olan genç bir kadın girdi. Mert donup kaldı. Fatma bir adım geriye çekildi. — Ayşe — dedi kayınvalidem, “saygın hanımefendi” sesini geri kazanmaya çalışarak — Ne sürpriz. Büyükannem kapıyı yavaşça kapattı. — O kadar değil. Bu ev hâlâ benim. Nefesim göğsüme çarptı. Mert bana döndü. — Ne? Fatma ağzını açtı ama ses çıkmadı. Büyükannem salona doğru yürüdü, masanın üzerindeki Fatma’nın çantasına baktı ve iki parmağıyla iterek sanki kirli bir şeymiş gibi kenara çekti. — Elif burada benim iznimle yaşıyor. Evliliği toparlanana kadar evi ona tahsis ettim. Ama mülkiyet hiçbir zaman Mert’in üzerine olmadı. Annesinin üzerine de. Yıllardır zarafeti mülkiyet sanan kimsenin de değil. Fatma’nın yüzü soldu. — Bu yalan. Takım elbiseli adam dosyasını açtı. — Hayır hanımefendi. Ben avukat Demir Kaya. Tapu tamamen müvekkilim Ayşe Yılmaz adına kayıtlıdır. Elif Yılmaz adına ise süresiz, ücretsiz kullanım sözleşmesi bulunmaktadır. Mert bana baktı; öfke ve korku karışımı bir ifadeyle. — Biliyor muydun? Başımı salladım. — Hayır. Büyükannem benim yerime cevap verdi. — Tabii ki bilmiyordu. Onların, onun düşecek yeri yok sanmalarını izlemek istedim. Fatma dudaklarını sıktı. — Bu bir tuzak. — Hayır Fatma. Tuzak, yirmi yedi yaşındaki bir kadına “ya bize oteli verirsin ya da evsiz kalırsın” demektir. Fatma çenesini kaldırdı. — Ben sadece aile varlığını korumaya çalışıyordum. Büyükannem hafifçe gülümsedi. — Ailenizin değil. Elif’in. Mert masaya yumruk attı. — Yeter! Elif benim eşim. Yönetimi doğal olarak ben— — Erkek olduğun için mi? — diye kesti büyükannem. — Yoksa onu yıllardır hiçbir şey bilmediğine inandırdığın için mi? Sessizlik oldu. Ben de sustum. Çünkü bu cümle içimde hâlâ acıyan bir yere dokundu. Mert doğrudan yasak koymazdı. Gerek yoktu. Güldüğünde fikrim küçülürdü. “Sen finans bilmezsin” demesi yeterdi. Bana “zaman kaybetmeyelim, sen imzala” demesi yeterdi. Bankacıların, avukatların yanında bana “küçük kız” denmesine izin vermesi yeterdi. Ve ben, huzur için küçülürdüm. Büyükannem avukata baktı. — Demir, lütfen. Adam dosyaları çıkardı. — Boğaz Grand Oteli, basit bir bağış işlemiyle devredilmemiştir. İşlem, koruyucu maddeler içeren bir şirket yapısı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Elif hisselerin sahibidir ancak ilk beş yıl boyunca yönetimi devredemez, satamaz veya üçüncü kişilere devredemez. Yönetim kurulunun onayı olmadan hiçbir işlem yapılamaz. Fatma gözlerini kırptı. — Kurul mu? Büyükannem elini kaldırdı. — Ben, Demir, otelin iki üst düzey yöneticisi ve Elif. Mert kuru bir kahkaha attı. — Yani ne? Otel verdin ama onu bağladın mı? — Bağlamadım. Kurtardım. Fatma öne çıktı. — Oğlum Londra’da işletme okudu. Elif büyük rakamları bile yönetemez. Bu otel tecrübesiz birine bırakılırsa çöker. Büyükannem onu baştan aşağı süzdü. — İlginç. Kayıtlara göre oğlunuzun yönettiği son girişim üç dava, bir vergi borcu ve hâlâ ödenen bir kredi bırakmış.