KAYINVALİDEM ÜÇ ÇOCUĞUNA BİRER DAİRE ALDI

Emre, babasının telefon görüşmesini duyduğunda olduğu yerde donakaldı. Yıllardır ailesinden gördüğü soğuk tavırların, diğer kardeşlerine sağlanan imtiyazların ve kendisinin hep “üvey evlat” gibi dışlanmasının gerçeği o an zihninde bir yapboz parçası gibi yerleşti. — Baba, ne dosyasından bahsediyorsun sen? Ben kimin oğluyum? diye kükredi Emre. Sesindeki öfke ve hayal kırıklığı konağın yüksek tavanlı salonunda yankılandı. Kayınpederim Haluk ise panik içinde telefonu kapatmış, terleyen alnını mendiliyle siliyordu. Kayınvalidem Nermin Hanım ise kollarını göğsünde kavuşturmuş, yüzündeki o kibirli maske düşmüş bir halde dişlerini sıkıyordu. — Boşuna öğrenmeye çalışma Emre! Geçmiş geçmişte kaldı. O lanet konak da, içindeki sırlar da mezara kadar gömülü kalmalıydı! diye bağırdı Nermin. Safiye Hanım titreyen elleriyle bastonuna tutunarak öne çıktı. — Gömmeye çalıştığınız cesetler gün yüzüne çıkacak Nermin! Otuz yıldır bu ailenin üzerindeki zenginlik, o zavallı kadının kanı ve gözyaşı üzerine kuruldu. Yeter artık! Emre, elindeki paslı anahtara baktı. Kadife kılıfından çıkardığı o küçük anahtar, belki de hayatının en büyük gerçeğinin kapısını aralayacaktı. Bana dönüp baktı; gözlerinde hem korku hem de gerçeği öğrenme açlığı vardı.