Hamileliğin henüz onuncu haftasıydı."Bu ne?" diye mırıldandım. "Meltem'in kalp kaslarında ciddi bir sorun tespit edilmiş. Doktoru gebeliğin vücuduna büyük yük bindirebileceğini söylemiş. İlerlemesi hâlinde hayatı tehlikeye girebilirmiş." "Ben neden bilmiyordum?" Sevim gözlerini kaçırdı. "Çünkü öğrenmeni istemedi." Yerimden kalktım. "Nasıl istemez? Ben onun kocasıydım!" "Ve seni tanıyordu. Öğrenseydin onun sağlığını korumak için elinden geleni yapacağını biliyordu." "Elbette yapardım!""İşte bu yüzden korkuyordu." Söylediklerini anlamakta zorlanıyordum. Sevim devam etti. "Meltem yıllardır anne olmayı istiyordu. Daha önce yaşadığınız o düşükten sonra ne kadar yıkıldığını biliyorsun." Biliyordum. İki yıl önce kaybettiğimiz bebeğimizden sonra aylarca kendine gelememişti. Bir gece mutfakta ağlarken bulmuştum onu.Bana, "Bir daha anne olamazsam da sen benim ailemsin," demişti. Oysa ben onun her şeyden çok çocuk istediğini biliyordum. "Doktorlar hamileliğin devam etmesinin riskli olduğunu anlatmış," dedi Sevim. "Tedavi seçeneklerini, yakın takibi, hatta gebeliği sonlandırmayı konuşmuşlar. Ama kızım devam etmek istemiş.""Sen biliyor muydun?" Başını eğdi. "Evet." O an içimde biriken öfkeyi tarif edemem. "Üç ay boyunca beni suçladığını düşündüm. Meğer ikiniz de benden bir şey saklamışsınız!" Sevim ağlamaya başladı. "Haklısın. Ben de kendimi affedemiyorum." Elindeki mendili buruşturdu. "Defalarca sana anlatmasını söyledim. Hatta bir gün evinize gelip kendim söylemeye karar verdim. Meltem beni durdurdu. Bana bunun kendi hayatı ve kendi kararı olduğunu söyledi." "Benim de hayatımdı o!"Sesim yükselince beşiklerden biri kıpırdadı. İkimiz de sustuk. Kızım yeniden uykuya dalınca koltuğa çöktüm."Sonra ne oldu?" Sevim zarfın içinden küçük bir defter çıkardı. "Son haftalarda durumu kötüleşmeye başlamış. Nefes darlığı çekiyormuş. Bacakları şişiyormuş. Doktoruna bazı şikâyetlerini anlatmış ama sana yalnızca hamilelik yorgunluğu olduğunu söylemiş." Birden hatırladım. Meltem merdiven çıkarken durup dinleniyordu. Geceleri rahat nefes alamadığı için yastığını yükseltiyordu. Ben endişelendiğimde gülümseyip, "İki bebek taşıyorum, biraz yorulmam normal," diyordu.Nasıl fark edememiştim?"Son muayenesinde doktoru doğumun çok riskli olacağını söylemiş," dedi Sevim. "Meltem de korkmaya başlamış.""Öyleyse neden bana söylemedi?" "Bilmiyorum. Belki seni koruduğunu sandı. Belki gerçeği söylemekten korktu." Sonra defteri bana uzattı. "Doğumdan dört gün önce bana bunu verdi. Bir şey olursa sana ulaştırmamı istedi." Defteri açtım. İlk sayfada tanıdığım el yazısı vardı. "Sevgili kocam..." Daha ilk iki kelimede gözlerim doldu. Okumaya başladım."Bu satırları okuyorsan sana söylemem gerekenleri zamanında söyleyememişim demektir. Bunun için benden nefret edebilirsin. Buna hakkın var." Sayfayı çevirdim. "Kalbimdeki sorunu öğrendiğimde çok korktum. Sana söylemek istedim ama her defasında cesaretimi kaybettim. Sen beni kurtarmak için bütün dünyayla savaşırsın. Ben ise bu kez korkularımla kendim yüzleşmek istedim." Mektubu masaya bıraktım. "Bu doğru değil," dedim. "Birbirimizden böyle şeyler saklamazdık." Sevim sessizce dinliyordu. "Devamını oku," dedi. Titreyen ellerimle defteri yeniden açtım. "Bir gün hastanede doktor bana riskleri anlatırken düşündüğüm tek şey kızlarımız değildi. Sen de vardın. Seni yalnız bırakmaktan çok korktum. Bu yüzden sana söylememekle büyük hata yaptığımı biliyorum."Boğazım düğümlendi. Sonraki satırlarda Meltem, doğum yaklaşırken gerçeği anlatmaya karar verdiğini yazmıştı. Ama uygun zamanı bulamadığını, korkusunun her geçen gün büyüdüğünü söylüyordu.En son satırın altı çizilmişti. "Ne olursa olsun, beni sevdiğin için kendini cezalandırma." Defteri kapattım. Uzun süre hiçbirimiz konuşmadık. Sonunda aklıma takılan soruyu sordum. "Doktorlar bunu biliyor muydu?" Sevim başını salladı. "Takibini yapan kadın doğum uzmanı ve kardiyoloji doktoru biliyordu."Ama doğum sırasında bana neden söylemediler?" "Ben orada değildim. Neler konuşulduğunu bilmiyorum." Birden ayaklandım. "Öğrenmem gerekiyor." Ertesi sabah kız kardeşim çocuklarla ilgilenirken hastaneye gittim.Doğumda görev yapan doktorla görüşmek istediğimi söyledim. Bir süre sonra kadın doğum uzmanı beni odasına aldı. Beni tanıyınca yüzü değişti. "Başınız sağ olsun," dedi. "Karımın hastalığını neden bilmiyordum?" Doktor bir süre sustu. "Meltem Hanım sağlık bilgilerinin sizinle paylaşılmasını istememişti. Hastalığını size anlatması için kendisini birçok kez teşvik ettik.""Hayatının tehlikede olduğunu biliyor muydunuz?" "Riskin ciddi olduğunu biliyorduk. Ancak sonucu kesin olarak öngörmek mümkün değildi." Gözlerim doldu. "Peki doğum sırasında ne oldu?"Doktor önündeki dosyayı açtı. "Meltem Hanım acile geldiğinde durumu hızla kötüleşmişti. İkizlerin kalp atımlarında da ciddi sıkıntı vardı. Acil müdahale gerekiyordu. Doğum sırasında annenin dolaşımı daha da bozuldu." "Neden bana seçim yaptırdınız?" Doktor başını kaldırdı. "O anki konuşmamızın sizde böyle bir iz bıraktığını anlıyorum. Ama tıbbi olarak annenin hayatıyla bebeklerin hayatı arasında basit bir tercih yapılmaz. Ekibimiz üçünü de kurtarmaya çalıştı.""Fakat bana önceliğimizi sordunuz.""Size bebeklerin acil doğumu ve Meltem Hanım'ın ağırlaşan durumu hakkında bilgi verdik. Meltem Hanım da bilinci açıkken müdahaleye onay verdi. Sizin sözleriniz tedaviyi tek başına belirlemedi."Nefesimi tuttum. "Yani ben kızlarımı seçtiğim için Meltem ölmedi mi?" Doktorun yüzü ciddileşti. "Hayır. Eşinizin ölümüne sizin verdiğiniz cevap neden olmadı. Doğum sırasında ciddi kalp yetmezliği gelişti. Kalp ve yoğun bakım ekipleri bütün müdahaleleri yaptı. Ne yazık ki kurtaramadık." O ana kadar üç aydır taşıdığım yükün bir parçası yerinden oynadı. Ama yerini başka bir acı aldı. Meltem hastaydı. Korkmuştu. Ve ben onun korkusunu paylaşamamıştım."Bir şey daha soracağım," dedim. "Daha önce öğrenseydim onu kurtarabilir miydik?" Doktor dikkatle cevap verdi. "Belki tedavi planlamasında ve hazırlık sürecinde bazı şeyler farklı olabilirdi. Ama kesin olarak kurtulacağını söyleyemem. Size böyle bir güvence vermem doğru olmaz." Odayı terk ettiğimde kendimi daha iyi hissetmiyordum. Fakat ilk kez neyle yüzleşmem gerektiğini biliyordum. Eve döndüğümde Sevim hâlâ oradaydı. Kız kardeşim onu aramıştı. Kucağında torunlarından biri vardı. Diğeri beşiğinde uyuyordu. Beni görünce ayağa kalktı. "Ne söylediler?" "Meltem'i ben öldürmemişim." Sevim'in gözleri doldu. "Hiçbir zaman öyle düşünmedim." "Öyleyse neden gelmedin?" Bu soruyu sormak üç ayımı almıştı. Sevim torununu beşiğe yatırdı. Sonra karşıma geçti. "Çünkü kızımı son gördüğümde onunla kavga etmiştim." Şaşkınlıkla baktım. "Ne?" "Doğumdan iki gün önce bana geldi. Hastalığını sana anlatmasını istedim. Artık saklayamayacağını söyledim. O da bana kızdı.Gözyaşlarını sildi. "Hayatı boyunca onun kararlarına karıştığımı söyledi. Bana, 'Anne, bir kez olsun benim yanımda ol,' dedi." Sesi titriyordu. "Ben de çok korktum. Ona düşüncesizce davrandığını söyledim. Kapıdan çıkarken arkasından seslendim ama dönmedi." Bir süre konuşamadı. "Onunla son konuşmamız buydu." Şimdi neden uzak durduğunu anlamaya başlamıştım. "Üç ay boyunca beni suçladığını sandım," dedim. "Ben kendimle yüzleşemiyordum. Sana baktığımda kızımın söyleyemediği gerçeği hatırlıyordum. Seni kandırmış gibi hissediyordum.""Gerçeği daha erken anlatabilirdin." "Haklısın." İlk kez birbirimizin acısını saklamadan konuşuyorduk. O akşam Sevim gitmek için kalktığında onu durdurdum. "Kalır mısın?" Şaşırdı. "Bu gece mi?" "Evet. Kızlar seni tanısın istiyorum." Sevim ağlayarak başını salladı. O gece üçümüz bebeklerle ilgilendik.Sevim biberon hazırlarken kız kardeşim mutfakta yemek ısıttı. Uzun zamandır ilk kez masaya oturup bir tabak yemeği bitirdim. Bir ara Sevim gülümsedi. "Meltem çocukken de böyleydi," dedi. "Bir şeye karar verdi mi kolay kolay vazgeçmezdi." Ben de gülümsedim. "İlk tanıştığımızda bana telefon numarasını vermemişti. Üç kez aynı kitapçıya gitmek zorunda kalmıştım." Sevim güldü. Sonra ikimiz de ağladık. Ama o geceki gözyaşları önceki gecelerden farklıydı. Bir hafta sonra Meltem'in defterini yeniden okumaya başladım. Son sayfalarda kızlarımıza yazdığı kısa notlar vardı. Onlara nasıl bir anne olmak istediğini, ilk adımlarını görmeyi, okula başladıklarında saçlarını örmeyi hayal etmişti. Bir sayfada isimler yazıyordu. Onlarca isim. Bazılarının üzeri çizilmişti. En altta iki isim vardı. Defne ve Nehir. Yanlarına küçük kalpler çizmişti. İçim burkuldu. Biz doğumdan önce isimlerde anlaşamamıştık. Hastaneden sonra nüfus işlemlerini yaparken kızlarımıza Defne ve Nehir adlarını koymuştum. Çünkü Meltem'in en çok sevdiği isimlerin bunlar olduğunu hatırlıyordum. Demek ki aynı isimleri o da seçmişti. Sayfanın altında küçücük bir not vardı. "Babaları bunları beğenmezse başka isimlere de razıyım. Yeter ki her gün onları severek söylesin." Defteri göğsüme bastırdım. O an ilk kez Meltem'in yalnızca nasıl öldüğünü değil, nasıl yaşamak istediğini düşündüm. Neşeli, inatçı, bazen korkularını gizleyen, bazen hata yapan ama bizi bütün kalbiyle seven bir kadındı. Onu yalnızca son günümüzün acısıyla hatırlamak istemiyordum. Ertesi gün bir psikologdan randevu aldım. İlk görüşmede ağlamaktan doğru düzgün konuşamadım. Sonraki haftalarda suçluluk duygumu, Meltem'e duyduğum öfkeyi ve onu hâlâ ne kadar özlediğimi anlattım. Çünkü ona kızgındım da. Bana güvenmemesine, hastalığını saklamasına, bütün bu korkularla tek başına yaşamasına kızgındım. Ama bir insanı sevmek, yaptığı her şeyi doğru bulmak değildi. Bunu kabullenmem zaman aldı. Sevim haftada birkaç gün gelmeye başladı. Bazen birlikte Meltem'in fotoğraflarına bakıyorduk. Bazen hiçbir şey konuşmadan torunlarını seviyordu. Bir gün bana küçük bir kutu getirdi. "Meltem'in çocukluk eşyaları," dedi. "Bunlar kızlarda kalsın."İçinde eski fotoğraflar, kurdeleler ve çocukken yazdığı komik mektuplar vardı. Kutunun en altında ise küçük, sarı bir saç tokası duruyordu. Sevim onu eline aldı. "İlkokula başladığı gün takmıştı. Kayboldu sanıyordum. Yıllar sonra çekmecesinde buldum." Gülümsedim. "Defne biraz büyüsün, ona takarız." "Nehir'e de başka bir tane alırız," dedi. Altı ay sonra Meltem'in doğum gününde mezarına gittik.Sevim yanımdaydı. Defne ve Nehir bebek arabasında uyuyordu. Yanımızda çiçekler vardı. Mezar taşının önünde durup uzun süre konuştum. Ona kızlarımızın büyüdüğünü, Defne'nin ilk kez kahkaha attığını, Nehir'in ablasının saçını çekmeye başladığını anlattım. Sonra sesim titredi. "Sana hâlâ kızgınım, Meltem. Bunu bilmeni isterdim. Bana neden anlatmadığını hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağım." Sevim sessizce omzuma dokundu. "Ama artık her gece kendimi suçlamıyorum," diye devam ettim. "Kızlarımıza ikimizi de anlatacağım. Seni yalnızca o hastane odasında yaşananlarla hatırlamayacaklar." Cebimden küçük bir fotoğraf çıkardım. Meltem'in hamileliğinin altıncı ayında çekilmişti. Bahçede oturuyordu. Elinde bir bardak limonata vardı. Kameraya bakıp kahkaha atıyordu. Fotoğrafı mezar taşının yanına bıraktım. "İşte sizi böyle tanıyacaklar," dedim. Eve dönerken Sevim bana baktı. "İyi bir baba oldun." Başımı salladım. "Olmaya çalışıyorum." "Meltem seninle gurur duyardı." O akşam kızları yatırdıktan sonra dolabın üst rafındaki hastane çantasını indirdim. Meltem'in sweatshirtü hâlâ içindeydi. Onu çıkardım ve yüzüme yaklaştırdım. Artık kokusu neredeyse kaybolmuştu. Aylarca o kumaşa tutunursam Meltem'i kaybetmemiş gibi hissedeceğimi sanmıştım. Sweatshirtü yıkamadım. Ama ilk kez çantadan çıkarıp dolabımıza astım. Yanına da kızlarımızın doğduğu gün çekilmiş fotoğraflarını koydum. Sonra beşiklerin yanına oturdum. Defne uykusunda hafifçe gülümsedi. Nehir küçük elini battaniyenin dışına çıkardı. Parmağımı uzattım. Nehir sımsıkı tuttu. O hastane odasında Meltem de parmaklarımı böyle sıkmıştı. Yıllarca o anı hayatımın en korkunç hatırası olarak taşıyacağımı düşünmüştüm. Şimdi ise aynı hareket bana başka bir şeyi hatırlatıyordu. Sevdiğimiz insanları her zaman koruyamıyorduk. Bazen onların kararlarını anlayamıyor, bazen de onları kaybettikten sonra cevaplanamayacak sorularla yaşıyorduk. Ama geride kalanlara sevgimizi göstermek hâlâ elimizdeydi. Nehir'in elini bırakmadan diğer beşiğe uzandım. "Anneniz sizi çok seviyordu," diye fısıldadım. "Ben de sizi çok seviyorum."İkisi de huzurla uyumaya devam etti. O gece ev yine sessizdi. Meltem yine yanımda değildi. Onu hâlâ dayanılmaz derecede özlüyordum. Ama aylar sonra ilk kez sessizliğin içinde yalnızca kaybettiklerimi değil, birlikte büyüteceğimiz iki küçük hayatı da görebildim. Ve ilk kez sabahın gelmesinden korkmadım.