Kilitlenen Aile Sırları

Ertesi sabah annem güneş doğmadan geldi. İlk önce o kazıma sesini duydum. Metalin metale sürtünme sesi. Ardından eski anahtarını kilidin içinde öfkeyle çevirmeye çalıştı. Güvenlik kamerasından onun kaşlarını çattığını, tekrar denediğini, sonra da kapıyı yumrukladığını izledim. "Leyla! Aç şu kapıyı!" Ali arkamda kıpırdandı. "Anneciğim?" "Bir şey yok birtanem," diye fısıldadım. "Birazdan krep yapacağız." Annem kapının arkasından bağırdı: "Kilitleri mi değiştirdin? Öz annene karşı ha?" Kapıyı, zinciri hâlâ takılı tutarak hafifçe açtım. Pardösüsüyle orada dikiliyordu; yüzü pudralı, gözleri sertti. "Beni rezil ettin," diye tısladı. "Oğlumu yalnız bıraktın." "Çocuk gayet iyiydi."

"Ödü kopmuştu." Gözlerini devirdi. "Her şeyi hep abartırsın. Merve, dikkat çekmek için ameliyatını kullandığını söylüyor." Babam elinde borcamla arkasında belirdi. "Bizi içeri al." "Hayır." Yüzü karardı. "Burası bizim de evimiz." Hafifçe gülümsedim. "Hayır baba. Değil." İlk defa tereddüt etti. Annem daha çabuk toparlandı. "Senin için yaptığımız onca şeyden sonra mı? Çocuğuna bakmamız? Deniz seni bırakıp gittikten sonra sana yardım etmemiz?" "Deniz öldü," dedim sessizce. "Bizi bırakıp gitmedi." Sanki acım bir toz parçasıymış gibi kelimeleri eliyle geçiştirdi. "Ne demek istediğimi biliyorsun." Evet. Ne demek istediğini çok iyi biliyordum. Deniz'in kazasından sonra eve "geçici olarak" taşınmışlardı. Sonra da kalmışlardı. Misafir odamı, mutfak alışverişimi, arabamı ve adımı kullanmışlardı. Annem insanlara, ben "narin" olduğum için Ali'yi kendisinin büyüttüğünü söylüyordu. Babam akrabalara, "başımızı sokacak bir çatı sağladığını" anlatıyordu. Ama gerçek; e-postalarda, makbuzlarda ve imzalarda saklıydı. Bu ev Deniz'in hayat sigortasıyla alınmıştı. Tapuda sadece benim adım yazılıydı. Annemgil tek bir kuruş bile kredi taksiti ödememişti. Ama benim acil durum kredi kartımı Merve'nin güzellik salonunun tadilatı için kullanmışlardı. Ben yas danışmanlığı alırken, sözde bir "aile borcu" belgesine benim adıma imza atmışlardı. Kayıptan dolayı bitkin ve yıkılmış hâldeyken, onlarla savaşmanın aileyi yok edeceğine beni ikna etmişlerdi. Şimdi ise hizmetçi şatoyu kilitledi diye kapımın önünde öfkeden kuduruyorlardı. "Eşyalarınızı toplamanız için akşama saat beşe kadar vaktiniz var," dedim. "Onları ben paketleyeceğim." Annemin ağzı açık kaldı. "Bizi evden mi kovuyorsun?" "Siz önce benim oğlumu bir kenara fırlattınız." Babam öne doğru bir adım attı. "Dikkat et, Leyla." İşte o eski ses tonu. Beni yeniden on beş yaşındaymışım gibi hissettiren o ses. Küçük, suçlu ve onaylanmaya muhtaç. Ama arkasında, yeni kameram kırmızı kırmızı yanıp sönüyordu. Kayıttaydı. Doğrudan gözlerinin içine baktım. "Beni bir daha tehdit etsene." Durdu. Annem keskin ve çirkin bir kahkaha attı. "Sen kendini ne sanıyorsun?" Kapıyı kapattım. Öğlene doğru telefonum patlıyordu. Linda Teyzem: Annen sinir krizi geçirdiğini söylüyor. Merve: Annem eşyalarını almalarına izin vermediğini söylüyor. Bu yasadışı. Babam: Çocuk bakımı için bize 38.000 lira borcun var. Bu sonuncusu beni neredeyse etkileyecekti. Hepsini avukatım Selen Singh’e ilettim. Altı dakika sonra Selen cevap yazdı: Harika. Konuşmaya devam etsinler. İnsanlar kolayca ağladığım için beni küçümsüyorlardı. Annelik, yas ve ameliyat beni tüketmeden önce adli muhasebeci olduğumu unutmuşlardı. Rakamlar bana her zaman insanlardan daha iyi itaat etmişti. Aylardır sessizce banka dökümlerini topluyor, çekilen paraları takip ediyor, mesajları kaydediyor; her hakareti, her yetkisiz harcamayı, her yalanı belgeliyordum. Ve şimdi annem çocuğumu bir hastanede yapayalnız bırakmıştı. Saat 14:13'te hastanenin risk yöneticisi aradı. İfademi verdim. Hemşire de bir ifade vermişti. Kameralar her şeyi kaydetmişti. Saat 16:55'te kapının önüne bir nakliye kamyonu yanaştı. Benim çağırdığım bir kamyon değildi. Araçtan ilk olarak, güneş gözlüklerini takmış ve ucuz bir film kötü karakteri gibi gülümseyen Merve indi. Annem, eski anahtarını iki parmağının arasında tutarak onu takip etti. "Buna sen karar veremezsin," dedi. "Aileler paylaşır. Evler paylaşılır. Çocuklar paylaşılır." Küstahlığın metale şekil verebileceğini sanır gibi anahtarı kilide tekrar soktu. Dönmedi. Merve sırıttı. "Bu yüzden kimse seni sevmiyor Leyla. Deniz sana para bıraktı diye kendini bizden üstün sanıyorsun." Bu sefer kapıyı tamamen açtım. Arkamda, elinde hayatları karartacak kadar kalın bir dosya tutan, lacivert takım elbiseli Selen duruyordu. "Hayır," dedim. "Üstünüm çünkü ben makbuzları sakladım."