Kız kardeşimle yetimhanede ayrılmıştık

Bir yıl sonra ilk kez birlikte eski yetimhanenin önünde durduk.

Binanın boyası daha da dökülmüştü.

Bahçedeki salıncaklar değişmişti.

Ama giriş kapısı hâlâ aynıydı.

Merve yanımda sessizce duruyordu.

Leyla ise aramızda heyecanla zıplıyordu.

"Gerçekten burada mı büyüdünüz?" diye sordu.

Başımı salladım.

"Evet."

"İkiniz de mi?"

"Evet."

Leyla bir süre binaya baktı.

Sonra elimizi tuttu.

Bir elinde benim elim, diğerinde annesinin eli vardı.

Sanki yıllardır eksik kalan bir zinciri tamamlıyormuş gibi.

İçeri girdiğimizde yeni müdire bizi karşıladı.

Eski kayıtların bir kısmını hâlâ sakladıklarını söyledi.

Tozlu bir odada saatler geçirdik.

Sarı sayfalar, eski fotoğraflar, unutulmuş isimler...

Sonra görevli kadın küçük bir kutu getirdi.

"Temizlik sırasında bulunmuş," dedi.

"Kimseye ait olduğunu bilmiyorduk."

Kutunun üzerinde iki isim vardı.

Elif ve Merve.

Bir an nefes almayı unuttum.

Merve'nin gözleri doldu.

Kutuyu açtık.

İçinde çocukken sakladığımız küçük hazineler vardı.

Parlak bir düğme.

Kırık bir saç tokası.

Yarısı silinmiş bir resim.

Ve katlanmış küçük bir kâğıt.

Titreyen ellerimle açtım.

Çocuk yazısıyla yazılmıştı.

"Büyüyünce birlikte yaşayacağız."

Altında iki çöp adam resmi vardı.

Birinin altında Elif.

Diğerinin altında Merve yazıyordu.

Merve ağlamaya başladı.

Ben de.

Çünkü yıllar boyunca kaybettiğimizi düşündüğümüz şey sadece birbirimiz değildik.

Çocukluğumuzun bir parçasıydı.

O gün yetimhaneden çıkarken Leyla önümde yürüyordu.

Birden durdu.

"Bir şey söyleyebilir miyim?" dedi.

"Tabii."

Bize döndü.

Yüzünde ciddi bir ifade vardı.

"Ben şanslıyım."

"Neden?" diye sordum.

"Küçükken annem hep bana ailelerin bazen doğduğunu, bazen de sonradan birbirini bulduğunu söylerdi."

Sonra bileğindeki kırmızı-mavi bilekliği gösterdi.

"Ama bence siz ikiniz hiç kaybolmamışsınız."

Merve gözyaşlarını silerek güldü.

"Öyle mi düşünüyorsun?"

Leyla başını salladı.

"Sadece birbirinizi bulmanız biraz uzun sürmüş."

O kadar basit söyledi ki ikimiz de güldük.

Aradan aylar geçti.

Sonra yıllar.

Artık her pazar görüntülü konuşuyoruz.

Doğum günlerini birlikte kutluyoruz.

Bayramlarda aynı masaya oturuyoruz.

Kayıp yıllar geri gelmedi.

Ama yeni yıllar geldi.

Ve onları birlikte yaşamaya başladık.

Geçen ay Leyla on iki yaşına girdi.

Doğum günü partisinde yanıma geldi.

Elinde küçük bir kutu vardı.

"Bu senin için."

Kutuyu açtım.

İçinde kırmızı ve mavi ipler vardı.

Tıpkı otuz iki yıl önceki gibi.

"Ne yapacağız bunlarla?" diye sordum.

Leyla sırıttı.

"Ne demek ne yapacağız?"

Sonra annesine baktı.

Merve de aynı anda gülümsedi.

"Yeni bileklikler yapacağız."

O gece mutfak masasının etrafında üç nesil oturduk.

Bir zamanlar iki küçük kızın umut olsun diye ördüğü düğümleri yeniden attık.

Bu kez ayrılmamak için değil.

Birbirimizi bulduğumuzu hatırlamak için.

Çünkü bazı sözler yıllarca gecikebilir.

Ama gerçekten kalpten verilmişse, bir gün mutlaka yerine ulaşır.

Ve ben sekiz yaşındayken küçük kız kardeşime verdiğim sözü, otuz iki yıl sonra nihayet tutmuştum.