Kızının Fedakarlığı, Annenin Endişesi

Alt komşumuz Fatma Teyze, ben işten gelene kadar bazen Elif’e göz kulak olurdu. Meğer Elif her şeyi ona anlatmış. Fatma Teyze’nin torunu Lego koleksiyonu yapıyormuş, bütün kutuyu 3.500 liraya satın almış.

Duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum. "Hepsini mi sattın?" diye sordum.

Elif başıyla onayladı ve bana mahalledeki gözlükçüden alınmış bir makbuz uzattı. "Camları kırılmamış," dedi. "Sadece çerçeve kırılmış. Gözlükçüdeki abla, Zeynep'in ailesinin daha önce oradan alışveriş yaptığını, bu yüzden bilgilerinin kayıtlı olduğunu söyledi. Yanımda bir yetişkin olmadan yapamayacağını söyledi ama Fatma Teyze yanımdaydı. Yeni çerçevenin parasını ödedim, kalan parayı da Zeynep’in hesabına yatırdım. Sonra Zeynep’in annesi gelip almış."

"Bunların hepsini tek başına mı yaptın?"

"Fatma Teyze benimle yürüdü."

Elimi alnıma koydum. Sonra önünde diz çöktüm. "En sevdiğin şeyi neden sattın ki?"

Bana sanki asıl anlamayan benmişim gibi şefkatle baktı. "Çünkü Zeynep tuvalette ağlıyordu anne."

Buna verecek hiçbir cevabım yoktu.

"Şimdi yeni çerçeveleri var. Görebiliyor ve artık kimse o bantlarla dalga geçemeyecek."

Onu öyle bir kucakladım ki şaşkınlıktan bir ses çıkardı. Her şeyin bittiğini sanıyordum.

Öyle değilmiş.

Ertesi sabah Elif’i okula bıraktım ve doğruca ilk işime gittim. Yaklaşık kırk dakika sonra telefonum çaldı. Arayan öğretmeni Selin Hanım'dı ve sesi oldukça gergin geliyordu.

"Hemen okula gelebilir misiniz?" dedi.

Çoktan anahtarlarıma uzanmıştım. "Ne oldu?"

"Zeynep'in ailesi burada. Çok sinirliler. Sizin ve Elif’in olanların hesabını vereceğinizi söylüyorlar."

Kanım dondu. "Ne demek bu?"

"Sanırım bir yanlış anlaşılma var. Lütfen gelin."

Okula giderken direksiyonu iki elimle sıkıca kavramıştım. Ofise vardığımda kalbim sanki dışarı fırlayacaktı. İçeri girdiğimde olduğum yerde kaldım.

Elif, müdürün masasının yanında başı öne eğik duruyordu. Zeynep bir sandalyede ağlıyordu. Selin Öğretmen'in yüzü kireç gibiydi. Zeynep’in annesinin gözleri yaşlıydı.

Ve Zeynep’in babası, Elif’e öyle sert bir ifadeyle bakıyordu ki vücudumdaki tüm koruma içgüdüleri harekete geçti. Odanın ortasına geçip kızımla adamın arasına girdim.

"Neler oluyor burada?" dedim.

Elif elimi tuttu. "Anne..."

Elini sıktım. "Buradayım."

Zeynep’in annesi ağzını kapatıp daha şiddetli ağlamaya başladı. Bu beni şaşırttı.

Sonra Zeynep’in babası, çok sert bir sesle konuştu: "Kızınız, benim kızımın yeni gözlük çerçevelerini ödemiş."

Oda sessizliğe büründü.

"Evet," dedim. "Çünkü Zeynep'in yardıma ihtiyacı olduğunu düşünmüş."

Adamın çenesi kasıldı. "Mesele tam olarak bu zaten."

Elif’in yanımda irkildiğini hissettim. "O zaman benimle konuşun, onunla değil."

Bana uzun bir süre baktı, sonra sordu: "Zeynep, Elif’e gözlük alamayacağımızı mı söyledi?"

"Zeynep’in size öyle dediğini söyledi."

Zeynep sonunda ağlayarak konuştu: "Öyle dedim çünkü başka ne diyeceğimi bilemedim."

Kaşlarımı çattım. "Ne demek bu?"

Annesi titrek bir nefes aldı. "Bizim durumumuz kötü değil."

Öylece bakakaldım.

Kadın devam etti: "Zeynep geçtiğimiz yıl içinde birkaç tane gözlük kırdı veya kaybetti. Ona dedik ki, eğer bir daha dikkatsizlik yüzünden kırarsan, yenisini almadan önce seni birkaç gün bekleteceğiz. Gözlükçü, bantlı halinin kısa bir süre için güvenli olduğunu söylemişti. Hafta sonuna kadar beklemesinin, eşyalarına daha dikkatli bakmayı öğreteceğini düşündük."

"Ve o sırada arkadaşı okulda zorbalığa uğradı," dedim.

Annenin yüzü buruştu. "Evet."

Zeynep fısıldadı: "Size söylemedim çünkü yine benim suçum olduğunu söyleyeceğinizden korktum."

Zeynep’in babası Elif’e döndü. Artık öfkeli değil, mahcup görünüyordu. "Utandığını biliyorduk. Ama işin bu noktaya geldiğini bilmiyorduk."

Elif, Zeynep’e sordu: "Neden bana doğruyu söylemedin?"

Zeynep yüzünü sildi. "Çünkü ailemin beni yine cezalandırdığını kimsenin bilmesini istemedim."

Sonra babası Elif’e sordu: "Legolarını sattığın doğru mu?"