KOCAM DÜN TELEFONUNU KAYBETTİ

"Bu telefonu tam olarak nerede buldunuz?" Adam hiç düşünmeden cevap verdi. "Çınar Sokak'taki özel bir kadın doğum kliniğinin otoparkında." O anda yüzümdeki gülümseme kayboldu. Çünkü kocam Demir, dün bütün gün nerede olduğunu bana ayrıntılarıyla anlatmıştı. Önce iş yerindeydi. Ardından spor salonuna gitmişti. Sonra da doğrudan eve gelmişti. Ancak adamın söylediği yer, bu güzergâhın tamamen dışındaydı. Üstelik Demir'in o kliniğe gitmesi için bildiğim hiçbir sebep yoktu. "Emin misiniz? Gerçekten orada mı buldunuz?" "Kesinlikle eminim hanımefendi. Hatta telefonun yanında küçük bir kız çocuğunun tokası vardı. İlk başta ikisinin de aynı kişiye ait olduğunu düşündüm. Ama telefon çalmaya başlayınca yerden aldım." Boğazım düğümlendi. Küçük bir kız çocuğu mu? Adam arabasına yönelirken son bir kez arkasını döndü. "Bu arada, telefonunuzu bulduğum sırada otoparkta bir adamla küçük bir kız vardı. Adam bir hayli telaşlı görünüyordu. Belki telefonun sahibi odur." Demir'in telefonunu öylesine sıkıyordum ki parmaklarım acımaya başlamıştı. Adama teşekkür edip eve girdim. Kapıyı kapatır kapatmaz salondaki koltuğa çöktüm. Demir'in bir kadın doğum kliniğinde ne işi olabilirdi? Üstelik yanında küçük bir kız çocuğu varken! Telefonun ekranına dokundum. Şifreyi biliyordum. Yıllardır birbirimizin telefonlarını kullanırdık. Ancak son aylarda Demir'in telefonunu sürekli yanında taşıdığını fark etmiştim. Şifreyi girdim. Ekran açıldı. İlk dikkatimi çeken şey, cevapsız aramalardı. Telefonun şarjı bitmeden önce aynı numara Demir'i tam yedi kez aramıştı. Numara "S." olarak kaydedilmişti. Mesajlara girdiğimde ellerim titremeye başladı. Son mesaj dün saat 16.42'de gönderilmişti. "Artık böyle devam edemeyiz. Bugün mutlaka gelmelisin. Kızın seni bekliyor." Mesajı üç kez okudum. Kızın seni bekliyor... Bizim çocuğumuz yoktu. On dört yıllık evliliğimizin ilk yıllarında çocuk sahibi olmak istemiştik. Ancak geçirdiğim iki başarısız tedavinin ardından doktorlar hamile kalma ihtimalimin oldukça düşük olduğunu söylemişlerdi. O gün hastaneden çıkarken Demir elimi tutmuştu. "Ben seni çocuk sahibi olmak için sevmedim. Sen benim ailemsin," demişti. O sözleri hiçbir zaman unutmamıştım. Şimdi ise başka bir kadının ona gönderdiği mesajda bir kız çocuğundan bahsediliyordu. Konuşmanın geçmişine baktım. Mesajların çoğu silinmişti. Yalnızca birkaç eski fotoğraf ve son iki haftaya ait yazışmalar kalmıştı. Fotoğraflardan birini açtım. Demir, yaklaşık altı yaşlarında bir kız çocuğuna sarılıyordu. Küçük kızın kahverengi gözleri ve gülümsemesi kocamınkine inanılmaz derecede benziyordu. Fotoğrafın altında tek bir cümle vardı. "Babamla geçirdiğim en güzel doğum günü." Telefon elimden düştü. Bir süre hiç hareket edemedim. Sonra fotoğrafı yeniden açtım. Demir'in kolları küçük kızın omuzlarındaydı. İkisi de kameraya gülümsüyordu. O gülümsemeyi çok iyi tanıyordum. Yıllardır her sabah aynı gülümsemeyle uyanıyordum. Demir'in başka bir hayatı vardı. Üstelik bu hayat yıllardır benden gizleniyordu. İlk düşüncem onu hemen aramak oldu. Ancak kendimi durdurdum. Gerçeği öğrenmeden ona hiçbir şey söylemeyecektim. Mesajlardaki numarayı kendi telefonuma kaydettim. Ardından Demir'in telefonundaki fotoğrafları incelemeye devam ettim. Bir fotoğrafta küçük kız, üzerinde "Defne" yazan bir doğum günü pastasının önündeydi. Başka bir fotoğrafta ise Demir, tanımadığım sarışın bir kadınla yan yana duruyordu. Kadın hamileydi. Fotoğrafın çekildiği tarihe baktım. Yedi yıl önce. O tarihte biz evliliğimizin yedinci yılını kutlamıştık. Demir, iş seyahatine çıkması gerektiğini söyleyerek yıl dönümümüzde yanımda olamamıştı. O gece beni görüntülü aramış ve otel odasında yalnız olduğunu söylemişti.