Kocam eve gururla geldi. Maaşının tamamını annesine verdiğini ve ona bir daire kiraladığını söyledi. Gülümsedim ve sadece şunu sordum:
“Harika… peki yarın ne yiyeceksin ve bu gece nerede uyuyacaksın?”
Güldü. Şaka yaptığımı sandı.
Sonra masanın üzerine bir dosya bıraktım.
İlk sayfayı okuduğunda ise dudaklarındaki gülümseme yok oldu.
Murat’ın annesine her zaman parası vardı.
Ama bana asla yoktu.
Kiraya yardım etmesini istediğimde iç çekiyordu.
Marketten eksiklerimizi söylediğimde cebinin boş olduğunu söylüyordu.
Elektrik, su faturalarını ya da oğlumuz Emir’in okul masraflarını hatırlattığımda öfkeleniyordu.
— Abartma, Elif. Zaten iyi kazanıyorsun.
Evet.
İyi kazanıyordum.
Çünkü İstanbul’daki özel bir klinikte günde on saat çalışıyordum. Eve gelip yemek yapıyor, çamaşır yıkıyor, sonra da sekiz yaşındaki oğlumuz Emir’in ödevleriyle ilgileniyordum.
Murat ise işten çıkıp hazır yemek alıyor, kanepeye uzanıyor ve “çok yoruldum” diyordu.
Ama annesi Neriman Hanım için her zaman enerjisi vardı.
— Zavallı annem yalnız.
— Zavallı annemin bakıma ihtiyacı var.
— Zavallı annem artık o evde yaşayamaz.
O “zavallı anne”nin ise iki dairesi, emekli maaşı, benim finanse ettiğim bir oğlu ve insanın ruhunu parçalayabilecek kadar keskin bir dili vardı.
Evlendiğimiz günden beri Neriman Hanım bana “çıkarcı kadın” diyordu.
Oysa bu evliliğe arabamla, mesleğimle ve birikimlerimle girmiştim.
Murat’ın alkollü araç kullandığı kazadan sonraki ameliyatını ben ödemiştim.
Düğünden önce ailesinin gizli borçlarını kapatan da bendim.
O akşam eve dev bir gülümsemeyle geldi.
Sanki dünyayı kurtarmış gibiydi.
Eli boştu.
Ne ekmek vardı.
Ne süt.
Ne de kız kardeşinin yine benim salona bırakıp gittiği bebeği için bez.
— Hayatım, dedi saatini çıkarırken, annemin acil yardıma ihtiyacı vardı. Ona bir daire tuttum ve maaşımın tamamını verdim.
Bunu gururla söylüyordu.
Aferin bekleyen bir çocuk gibi.
Bıçağı kesme tahtasının üzerine bıraktım.
Emir odasındaydı.
Şükürler olsun.
— Harika, dedim gözümü ondan ayırmadan. O zaman söyle bakalım: yarın ne yiyeceksin ve bu gece nerede uyuyacaksın?
Murat güldü.
— Ah Elif, yine drama yapıyorsun.
— Bu drama değil.
— O benim annem.
— Burası da benim evim.
Yüzü değişti.
— Bizim evimiz.
Gülümsedim.
İşte o an hiçbir şeyi okumadığını anladım.
Ne tapuyu.
Ne dekontları.
Ne de ben onun “iyi evlat” oyununu izlerken tek başıma taşıdığım hayatı.
Yemek odasındaki çekmeceden siyah dosyayı çıkardım.
Üç yıldır sakladığım dosyayı.
Masanın üzerine bıraktım.
Neriman Hanım, her zamanki gibi kapıyı çalmadan içeri girince olduğu yerde kaldı.
— Bu da ne? diye sordu Murat.
— Gerçeklerin.
Dosyayı sinirle açtı.
İlk sayfa: tapu kayıtları.
İkinci sayfa: banka hesap dökümleri.
Üçüncü sayfa: mal ayrılığı sözleşmesi.
Dördüncü sayfa: benim ödediğim tüm faturalar.
Kira.
Market masrafları.
Onun arabası.
Kredi kartları.
Annesinin ilaçları.
Hatta Neriman Hanım’ın yeni kiralanan dairesinin kaporası bile — benim adıma izinsiz açılmış karttan çekilmişti.
Murat’ın nefesi kesildi.