Kocasına Ofiste Sürpriz Yapmaya Gitti

Ucuz bir elbise. Yıllardır kullandığı çanta. Elinde küçük pasta. Yanında pahalı giyimli Aslı. Ortada Sinan. İki kadının arasında, iki ayrı hayata aynı soyadıyla girmiş bir adam. Otuz ikinci katta indiler. Sinan’ın odası kocamandı. Duvarda şehir manzarası. Kitaplıklar. Deri koltuklar. Ödüller. Fotoğraflar. Bir fotoğrafta Sinan, Aslı ve kızlarıyla yurtdışında tatildeydi. Meryem’in en son ne zaman tatile çıktığını hatırlaması birkaç saniye sürdü. On yıl önce. O da Sinan “masraf olmasın” diye yarıda dönmek istemişti. Meryem pastayı masanın üstüne koydu. “Anlat.” Sinan derin nefes aldı. “Ben seni hiç bırakmak istemedim.” Bu cümle o kadar çirkindi ki, Meryem önce anlamadı. Aslı sertçe sordu: “Beni ne sanıyordun o zaman?” Sinan başını iki elinin arasına aldı. “İlk başta kontrolümdeydi. Meryem’le evliliğim kötüydü. Ayrılacaktık. Sonra şirket büyüdü, işler karıştı. Aslı hamile kaldı…” Meryem’in gözleri doldu. “Ben o yıllarda çocuk sahibi olamadığımız için kendimi suçluyordum.” Sinan yüzünü kaldırmadı. “Sen çok yıpranmıştın. Sana söyleyemedim.” “Sana söyleyemedim mi?” dedi Meryem. “Sen başka bir kadınla çocuk sahibi olurken ben senin yanında doğurganlık tedavisi konuşuyordum.” Aslı bir adım geri çekildi. Bunu o da bilmiyordu. Sinan başını eğdi. “O dönemde çok şey üst üste geldi.” Meryem masadaki bir fotoğraf çerçevesini aldı. Sinan, Aslı ve iki kız. Altında gümüş harflerle: Ailem. “Peki ben neydim?” diye sordu. Sinan cevap vermedi. “Ben senin neydim Sinan?” Sesi bu kez çatladı. On beş yıl boyunca güçlü kalmaya çalışan yer, artık dayanamadı. “Çamaşırlarını yıkayan kadın mı? Hasta annenin altını temizleyen kadın mı? Sen toplantıdayım derken geceleri seni bekleyen aptal mı? Yoksa sakladığın gerçek hayatın perde arkası mı?” Sinan fısıldadı: “Sen benim ilk aşkımdın.” Meryem çerçeveyi masaya bıraktı. “İnsan ilk aşkını böyle gömmez.” Aslı pencereye döndü. Yüzünden sessiz yaşlar akıyordu. “Bana eşin öldü demedin ama evliliğinin tamamen bittiğini söyledin. Meryem’in seni terk ettiğini söyledin.” Meryem başını kaldırdı. “Ben mi terk etmişim?” Sinan artık savunma yapamayacak durumdaydı. “Aslı, ben o zaman…” Aslı sözünü kesti. “Sen bana sadece Meryem’i yalan söylemedin. Kızlarıma da yalan söyledin. Onlara dedin ki aile namuslu olmalı, insanın sözü değerli olmalı. Sen hangi yüzle baba oldun?” Bu cümle Meryem’in içini yaktı. Çünkü Aslı düşmanı değildi. En azından o an değildi. O da başka bir masalda kandırılmıştı. Ama Meryem’in canı daha az yanmadı. Çünkü kandırılan kadınların sayısı artınca, yalanın zararı bölünmüyordu. Sadece daha çok cana dağılıyordu. Meryem telefonunu çıkardı. Avukatı yoktu. Hazırlığı yoktu. Ama aklı yıllardır hiç olmadığı kadar berraktı. Sinan’a baktı. “Bugün eve dönmüyorsun.” “Meryem…” “Hayır. Sen o eve, sanki geç kalmış bir toplantıdan dönüyormuş gibi girmeyeceksin.” “Asıl evim orası.” Meryem güldü. “Asıl evini az önce lobide gördüm.” Sinan kızdı. “O evde benim de hakkım var.” “Göreceğiz.” Bu kez sesi kesindi. “Senden boşanacağım. Ama önce on beş yıl boyunca benden sakladığın bütün gelirleri, şirket paylarını, mal varlığını ve bu yalan düzenine harcadığın paraları ortaya çıkaracağım.” Sinan’ın gözleri ilk kez gerçek korkuyla büyüdü. “Beni mahvetmek mi istiyorsun?” “Hayır. Ben sadece senin kurduğun sahte dünyadan kendi hayatımı geri almak istiyorum.” Aslı yavaşça konuştu. “Ben de.” Sinan ona döndü. “Aslı, lütfen. Kızları düşün.” Aslı’nın yüzü sertleşti. “Ben tam da onları düşünüyorum. Babalarının iki kadını aynı anda yalanla yaşattığını öğrenmesinler diye değil. Bir gün bir adam onlara bunu yapmaya kalkarsa ne yapacaklarını bilsinler diye.” O an Meryem ve Aslı ilk kez birbirlerine baktı. Aralarında dostluk yoktu. Güven yoktu.