BÖLÜM 1 —“Bu evden 1 saat içinde gidiyorsun… madem annemi bu kadar çok seviyorsun, onu da alıp götür.” Elif, elinde ılık su dolu kova ile koridorda öylece donup kaldı. Üzerinde sabun lekeleri olan önlüğü vardı. Az önce kayınvalidesi Ayşe Hanım’ın çarşaflarını değiştirmişti. Ayşe Hanım, İstanbul Kadıköy’deki evde bir yıldır yatağa bağımlıydı; geçirdiği beyin kanamasından sonra felç kalmıştı. Konuşamıyordu. Sadece sol elini hafifçe oynatabiliyordu. Bedeninin yarısı sanki sonsuz bir uykuya dalmış gibiydi, ama gözleri hâlâ canlıydı; kimsenin görmek istemediği bir gerçeği saklar gibiydi. Elif, bir mahalle devlet hastanesinde (SGK sistemiyle) vardiya saatlerini azaltmış, günlerini ona bakarak geçiriyordu. Onu yıkıyor, ilaçlarını veriyor, insülinini yapıyor, üç saatte bir çeviriyor ve eski romanlar okuyordu; Ayşe Hanım sevdiği cümlelerde göz kırpıyordu. Eşi Murat ise neredeyse hiç odaya girmezdi. —“Onu böyle görmek istemiyorum Elif,” derdi kapıdan. “İçim daralıyor. Hastane gibi kokuyor… yaşlılık, hastalık, ölüm kokuyor.” Elif dayanıyordu. Acının insanı zayıflattığını düşünüyordu. On bir yıllık evliliğin bir anda silinip atılamayacağını sanıyordu. Ama o gece Murat, yanında Derya ile geldi. Derya daha gençti. Şık bir kaban giymişti, kırmızı ojeleri vardı ve kolunda pahalı bir çanta taşıyordu. Kadıköy’deki apartman dairesine girer girmez yüzünü buruşturdu. —“Aşkım, burada gerçekten dayanılmaz bir koku var. O kadınla aynı evde nasıl yaşayacağız?” Elif, Murat’a baktı. Utanç aradı. Ama bulamadı. —“Derya benim sevdiğim kadın,” dedi Murat soğuk bir sesle. “Artık yoruldum Elif. Bu ev hastane odası gibi. Artık ne huzur var ne de eşlik… hiçbir şey yok.” —“Peki ben neydim?” diye sordu Elif. —“İyiydin. Ama artık eşim değilsin. Sen bir bakıcısın. Ben de bez, ilaç ve hastalıkla yaşayamam.” Derya Murat’ın omzuna yaslandı. —“Bugün bunu çözecem demiştin Murat. Ben o kadının olduğu evde kalmam.” Elif’in içinde bir şey kırıldı. —“Annenizden bahsediyorsunuz.” Murat acı bir kahkaha attı. —“Annem artık hiçbir şeyin farkında değil. Bir bitki gibi. Nerede olduğu fark etmez.” Oda kapısı aralıktı. Ayşe Hanım tavana bakıyordu, kaskatıydı, sessizdi. Ama gözünden yavaşça bir yaş süzüldü. —“Bu evi annemin üstüne,” dedi Murat, “ama yöneten benim. Senin hiçbir hakkın yok. Sana taksi parası veririm, gidersin.” —“Peki ona kim bakacak? İnsülini kim yapacak? Gece kim çevirecek?” —“Yarın bakıcı tutarım.” —“Bugün bakıma ihtiyacı var.” Murat kapıyı işaret etti, sanki bir eşyadan bahseder gibi: —“O zaman onu da al götür. Zaten bağlanmışsın, değil mi?” Elif ona tiksintiyle baktı. —“Felçli annenizi çöp gibi mi atıyorsunuz?” —“Abartma. İlaç parasını yollarım. Derya ile yeni bir hayat kuracağız.” Elif odaya girdi. Ayşe Hanım’ın yanına oturdu, gözündeki yaşı sildi. —“Affedin Ayşe Hanım… bizi gönderiyorlar.” Tam o anda bir şey oldu. Ayşe Hanım’ın sol eli Elif’in parmaklarını beklenmedik bir güçle sıkıca kavradı. Bu bir refleks değildi. Bir kasılma da değildi. Bir yalvarıştı. Gözleri, artık konuşamayan ağzının yerine bağırıyordu: “Beni onunla bırakma.” Elif derin bir nefes aldı. —“Sizi bırakmayacağım. Bir odada bile olsa, sizinle geliyorum.” İki saat sonra özel bir ambulans Ayşe Hanım’ı apartmandan indiriyordu. Murat kapıya çıkmadı. Mutfaktan bardak sesleri, müzik ve Derya’nın kahkahası geliyordu. Elif kapıyı arkasına bakmadan kapattı. Murat’ın bilmediği şey şuydu: Annesi sandığı kadar “bitkin” değildi. Bedeni kırılmıştı ama zihni yerindeydi. Her şeyi duymuştu. Ve küçük ama yıkıcı bir gerçek vardı: aileye ait oto tamirhanesi, araçlar, daire ve banka hesaplarının çoğu Ayşe Hanım’ın üzerindeydi. Murat sadece vekâletle yönetiyordu—ve o vekâlet şafak sökmeden sona erecekti. Kimse, o sessiz kadının sabaha karşı hayatları nasıl altüst edeceğini tahmin edemezdi.