Düğünümüz Ekim ayı başlarında, göl kenarındaki küçük bir butik otelde yapıldı. Yapraklar kızıl ve altın sarısına bürünmüştü, hava keskin bir sonbahar kokuyordu ve oradaki herkes bize hayatın hala sürprizlerle dolu olduğunun kanıtıymışız gibi bakıyordu. O gece, misafirler ayrılıp müzik sustuğunda, yarı açılmış hediyeler ve solmaya yüz tutmuş güller arasında balayı odasında yalnız kaldık. Ceylan titreyen elleriyle küpelerini çıkardı. Yüzü bembeyaz olmuştu. Yanına yaklaştım ve yumuşak bir sesle, "Hey, bitti işte. Artık nefes alabilirsin. Başardık," dedim. Bana sanki sesim çok uzaklardan geliyormuş gibi baktı. Sonra yatağın kenarına oturdu ve ellerini o kadar sert birbirine bastırdı ki parmak boğumları bembeyaz kesildi. "Deniz," diye fısıldadı, "bu evlilik bir adım daha ileri gitmeden önce, sana hiç anlatmadığım bir şey var." Göğsümün daraldığını hissettim. Hayatımızın en mutlu gecesinde hiçbir anlam veremediğim bir korku ve utançla gözlerini gözlerime dikti. Sonra şöyle dedi: "Kırk üç yıl önce, senin çocuğunu dünyaya getirdim... Ve senin hiçbir zaman bir çocuğun olmadığını sanmana izin verdim."Bir an için yanlış anladığımı sandım. Oda üzerime gelmeye başladı. Çiçekli perdeleri ve pirinç lambalarıyla o küçük balayı odası, sanki havası çekilmiş gibi birdenbire boğucu gelmeye başladı. Ceylan'a baktım; sözünü geri almasını, stresin ona ağır geldiğini, bunun korkunç bir hata olduğunu söylemesini bekledim. Ama söylemedi. Orada oturdu, gözleri doldu; yarım asırdır içinde bir ağırlık taşımış biri gibi görünüyordu. "Ne dedin sen?" diye sordum, her kelimeyi duymuş olmama rağmen. Yutkundu. "Mezuniyetten sonraki yaz. Sen gitmeden önce. Hamileydim Deniz." Geriye doğru bir adım attım ve şifonyere tutunarak kendimi destekledim. Zihnim on yıllardır dokunmadığım anılar arasında koşturmaya başladı. O son yaz. Askere gideceğim tarihi söylediğimde ağlaması. Eğitim birliğinden gönderdiğim ikinci mesajdan sonra mektuplarının kesilmesi. Annesinin arkadaşlarımdan birine Ceylan’ın erkenden üniversiteye gittiğini söylemesi. "Bana başka biriyle tanıştığını söylemiştin," dedim. "Bana o mektubu göndermiştin." "Biliyorum." "Bitti demiştin." "Biliyorum." Öfke beni korkutacak kadar hızlı geldi. "O mektubu sen mi yazdın bari?" Bakışlarını yere indirdi. "Annem yardım etti. Çoğunu o yazdı." İçinde hiç mizah barındırmayan kısa bir kahkaha attım. "Annen." Ceylan, sarsılarak da olsa kararlı bir şekilde ayağa kalktı. "Her şeyi duyman lazım. Lütfen." Çekip gitmek istedim. Cevaplar istiyordum; şu an ellerime bıraktığı o yıkımın en azından küçük bir kısmını onun da hissetmesini istiyordum. Ama yüzündeki bir ifade beni durdurdu. Bu bir oyun değildi. Bu bir tükenmişlikti. Sessizliğin içinde çok uzun süre yaşamış bir kederdi. "Önce babam öğrendi," dedi. "Çok öfkeliydi. Sen kasabadan gidiyordun, paran yoktu, diploman yoktu, bir aileyi geçindirecek imkanın yoktu. Ailem, eğer birisi öğrenirse hayatımın başlamadan biteceğini söyledi. Bebek doğana kadar beni İzmit'teki teyzemin yanına gönderdiler." Başını salladı, gözyaşları artık serbestçe süzülüyordu. "Onu bir saatten bile az tutabildim kucağımda. Ailem bir avukat aracılığıyla özel bir evlatlık verme süreci ayarlamıştı. Bana onun tek huzurlu hayat şansının bu olduğunu söylediler. Senin bana kin duyacağını, senin de geleceğini mahvedeceğimi söylediler. On sekiz yaşındaydım ve çok korkmuştum Deniz. Kararı onların vermesine izin verdim." Gözlerimi kapattım. Bir yerlerde, başka bir hayatta, bir oğlum vardı. Benim kanımı taşıyan, belki yüzüme, belki sesime benzeyen bir çocuk; ve ben onun varlığından bile habersizdim. "Neden şimdi?" diye sordum gözlerimi açarak. "Neden şimdi anlatıyorsun? Neden düğünden önce değil?" "Çünkü düğünden önce korkaktım," dedi dürüstçe. "Ve çünkü üç ay önce beni buldu." Bu beni dondurdu. Çantasına uzandı ve katlanmış bir zarf çıkardı. İçinde, kırklı yaşlarının başında bir adamın, bir kadın ve iki genç kızın yanında durduğu güncel bir fotoğraf vardı. Boylu boslu. Geniş omuzlu. Benim gözlerim. Benim çenem. Dizlerimin bağı çözüldü. Ceylan’ın sesi çatallandı. "Adı Mert. Ve senin onun babası olduğunu henüz bilmiyor."