Milyarder Damat, Garson Kızın Kolundaki Eski Bilekliği Görünce Nikahı Durdurdu

Gözünün önünde sadece Zeynep vardı. Kahverengi saçlarını kulağının arkasına atan, kızınca dudaklarını ısıran, yağmur yağınca ıslanmaktan korkmayan Zeynep. Ve o eski kırmızı bileklik.“Uğur getirir,” demişti Kaan o gün. Şimdi o bileklik, bir garson kızın kolundaydı. Ve Zeynep ölmüştü. Kaan mektubu okumaya başladı. Sesi önce kısık çıktı. Sonra her kelime, salonun duvarlarına çarparak büyüdü. “Kaan, Bana senin öldüğünü söylediler. Trafik kazası dediler. Cenazene bile gidemedim, çünkü ortada mezar yoktu. Bana sadece susmam gerektiğini, karnımdaki bebeği saklamazsam onu da benden alacaklarını söylediler.” Kaan’ın nefesi kesildi. Eylül gözlerini yere indirdi. Duru’nun elleri titriyordu. Ertan Bey yerinden kıpırdamadı. Ama yüzündeki damarlar belirginleşmişti. Kaan okumaya devam etti. “Seninle son konuşmamızdan bir gün sonra beni babamın eski bir tanıdığı olan Ertan Yalçıner buldu. Bana senin şirket borçların yüzünden tehlikeli insanlara bulaştığını, kaçarken öldüğünü söyledi. Sonra da ‘Kaan’ın ailesi çocuğu istemez, seni de rezil ederler’ dedi.” Kaan yavaşça Ertan’a baktı. “Sen…” Ertan dişlerinin arasından konuştu. “Gençtin. Zayıftın. Seni korudum.” Kaan’ın gözleri karardı. “Kimi korudun? Beni mi? Zeynep’i mi? Yoksa kendi kızınla yapacağın bugünkü pazarlığı mı?” Duru ağlamaya başladı. “Kaan, ben her şeyi bilmiyordum.” Kaan ona döndü. “Ne kadarını biliyordun?” Duru sustu. İşte o suskunluk, her cevaptan daha ağırdı. Mektubun ikinci sayfasında Zeynep’in yazısı daha titrekleşmişti. “Bebeğim doğdu. Kız oldu. Adını Eylül koydum. Ona senin gözlerinle baktığımı düşündüm. Çok zorlandım Kaan. Çok. Ama onu bırakmadım. Sana ulaşmaya çalıştım. Eski adresine mektuplar gönderdim. Geri döndüler. Bir gün televizyonda seni gördüm. Yaşıyordun. O an anladım ki bana yalan söylemişler.” Kaan’ın eli kâğıdı neredeyse yırtacak kadar sıkıldı. “Sonra neden gelmedin?” diye fısıldadı. Eylül bu kez başını kaldırdı. “Annem geldi.” Kaan dondu. “Ne?” Eylül gözyaşlarını sildi. “Anlattı. Yıllar önce şirket binanıza gitmiş. Resepsiyonda beklemiş. Sizi görmek istemiş.” Kaan’ın kalbi hızla atmaya başladı. “Ben hiç görmedim.” Eylül bilekliğine dokundu. “Çünkü içeri alınmamış. Güvenlik onu dışarı çıkarmış. Sonra bir adam yanına gelmiş.” Kaan’ın bakışları Ertan’a döndü. Ertan hâlâ sessizdi. Eylül devam etti: “Annemin anlattığına göre o adam ona, ‘Kaan artık başka bir hayat kurdu. Bu çocuğu ortaya çıkarırsan seni mahvederim’ demiş.” Duru ağlayarak babasına baktı. “Baba, bu doğru mu?” Ertan’ın yüzü sertti. “Ben ailemi korudum.” “Ben senin ailen değildim,” dedi Kaan. “Sen servet değildin o zaman,” dedi Ertan, ilk kez gerçek yüzünü göstererek. “Kızımı senin gibi hiçbir şeyi olmayan bir adama vermeyecektim. Sonra zengin oldun. O zaman da geçmişini temizlemek gerekti.” Salon buz kesti.