Milyarderin Sağır Oğlu Her Gün Aynı Pencerede Ağlıyordu

Ve bir şey fark etti. Ethan ağlamadan hemen önce, pencerenin camına parmaklarını bastırıyordu. Ama çocuk dışarı bakmıyordu. Sanki camın içindeki bir şeyi hissediyordu. Lucy yerinden kalktı. Tebeşirini yere bıraktı.Başını yana eğip pencereye baktı. O sırada avlunun diğer ucunda bir güvenlik görevlisi metal kapıyı sertçe kapattı. Ses bahçede yankılandı. Ama Ethan’ın tepkisi sesten sonra gelmedi. Kapı çarpmadan hemen önce geldi. Küçük bedeninin kasıldığını gördü Lucy. Sonra cam hafifçe titredi. Ethan ellerini cama daha sert bastırdı. Ve ağlamaya başladı. Lucy’nin gözleri büyüdü. “Anne,” diye fısıldadı. Rosa yerleri silerken başını kaldırdı. “Ne oldu, kızım?” Lucy pencereyi gösterdi. “O çocuk sesi duymuyor.” Rosa hafifçe gülümsedi. “Evet, canım. O yüzden burada çok sessiz olmak gerekiyor.” Lucy başını iki yana salladı. “Hayır. Sesleri duymuyor. Ama onları hissediyor.” Rosa elindeki bezi indirdi. “Ne demek istiyorsun?” Lucy küçük ellerini göğsüne bastırdı. “Kapı kapanınca cam titriyor. Yer de titriyor. O ağlamadan önce bunu hissediyor.” Rosa önce bunun çocukça bir hayal olduğunu sandı. Ama sonra Ethan’a baktı. Çocuk hâlâ pencerenin yanında, omuzları titreyerek oturuyordu. Gözleri dışarıda değildi. Ellerindeydi. Cama bastırdığı avuçlarındaydı. O akşam Rosa bunu baş hizmetçiye söyledi. Kadın ona öyle bir baktı ki, Rosa fazla konuştuğuna pişman oldu. “Biz burada doktorlardan daha mı iyi bileceğiz?” dedi baş hizmetçi. “İşini yap Rosa. Çocuğun durumuna karışma.” Rosa sustu. Çünkü işi lazımdı. Kirası vardı. Kızının okul masrafları vardı. Ama Lucy susmadı. Ertesi gün yine bahçeye geldi. Bu kez yanına küçük bir defter aldı. Her şeyi yazdı. Kapı açıldı. Ethan irkildi. Kamyonet geçti. Ethan ağladı. Güvenlik görevlisi metal kovayı yere koydu. Ethan kulaklarını kapattı. Ama bunu duymadığı için değil. Titreşim vücuduna çarptığı için yapıyordu. Lucy bunu anlamıştı. Yetişkinlerin anlamadığı şeyi, sekiz yaşında bir çocuk görmüştü. Çünkü o Ethan’a hasta gibi bakmıyordu. Yaramaz gibi de bakmıyordu. Sadece çocuk gibi bakıyordu. Üçüncü gün Lucy daha da tuhaf bir şey fark etti. Ethan özellikle bir köşeye geldiğinde ağlıyordu. Üst kattaki koridor penceresinin tam altına. Bahçede, taş zeminin altında eski bir süs havuzu vardı. Artık çalışmıyordu. Ama yanında dev bir klima motoru duruyordu. Malikânenin yeni yapılan camlı kanadını soğutmak için oraya yerleştirilmişti. Motor çalıştığında neredeyse hiç ses çıkarmıyordu. En azından duyan insanlar için. Ama camlar hafifçe titriyordu. Taş zemin titreşiyordu. Evin duvarlarından ince bir uğultu geçiyordu. Lucy küçük parmaklarını yere koydu. Sonra hızla çekti. “Anne,” dedi korkuyla. “Zemin kalp gibi atıyor.” Rosa kızının yanına çömeldi. Elini taşlara koydu. İlk başta hiçbir şey hissetmedi. Sonra çok hafif bir titreşim parmaklarının altından geçti. Sanki evin içinde saklanan bir şey nefes alıyordu. Rosa’nın yüzü değişti. O akşam dayanamadı. Alexander Whitmore koridordan geçerken önüne çıktı. “Bay Whitmore,” dedi çekinerek. Adam durdu. Rosa’yı tanıyordu ama ismini hatırlamak için bir saniye düşündü. “Evet?” Rosa ellerini önünde birleştirdi. “Ethan hakkında bir şey söylemek istiyorum.” Alexander’ın yüzü hemen sertleşti. “Herkes Ethan hakkında bir şey söylüyor.” Rosa yutkundu. “Biliyorum efendim. Ama kızım bir şey fark etti.” “Senin kızın mı?” Sesindeki küçümseme çok hafifti. Ama Rosa duydu. Yine de geri çekilmedi. “Evet. Lucy. Ethan’ın ağlaması seslerle ilgili olmayabilir. Titreşimlerle ilgili olabilir.” Alexander birkaç saniye kadına baktı.